| AŞaĞi Ve Yukari Anzaf Urartu Kalelerİ Kazisi Van Bölgesi'nde son 1 yüzyıldan beri Urartu Krallığı'nın yükseliş ve geç dönemlerine ait kalelerde kazı çalışmaları yapılmasına karşın, kuruluş dönemine ait kalelerde herhangi bir kazı yapılamamıştı. Biz bu önemli eksikliği gidermek ve çözümlenemeyen birçok soruna ışık tutmak amacıyla, Urartu Krallığı'nın kuruluş dönemine ait Aşağı ve Yukarı Anzaf Kaleleri'nde kazı çalışmalarını başlattık. Gerçekten de 1991 yılından beri sürdürdüğümüz kazı çalışmaları, Urartu tarihine, mimarisine, dinine ve sanatına çok büyük katkılar sağlamıştır.
AŞAĞI ANZAF KALESİ
Aşağı Anzaf Kalesi, Urartu Krallığı'nın başkenti Tuşpa'nın (Van Kalesi) 11 km. kuzeydoğusunda, bugünkü Van-İran modern kara ve demiryolunun hemen yakınında bulunmaktadır. Eskiçağ'da savunma yönünden çok büyük bir öneme sahip olan Aşağı Anzaf Kalesi, doğuda Kuzeybatı İran ve kuzeyde de Transkafkasya'dan gelerek Urartu Krallığı'nın başkenti Tuşpa'ya inen tarihi karayollarının son düğüm noktasında kurulmuştur. Doğuda bugünkü Türkiye-İran sınırından başlayan ve batıda Van Gölü'ne doğru daralan Erçek-Özalp-Saray Ovası'nın en dar yerinde kurulan Aşağı Anzaf Kalesi'nin bir benzerine daha Van Bölgesi'nde rastlamak hemen hemen olanaksız gibidir. Bu yüzden Aşağı Anzaf Kalesi hem Yukarı Anzaf Kalesi'ne, hem de Urartu başkenti Tuşpa ve Rusahinili'ye (Toprakkale) doğu ve kuzeydoğu yönlerinden gelecek tehlikelere karşı koruyan bir ön karakol niteliğindedir.
Kazıda ortaya çıkardığımız çivi yazılı inşa yazıtları, Aşağı Anzaf Kalesi'nin Urartu Kralı İşpuini (M.Ö. 830-810) tarafından kurulduğunu kanıtlamaktadır . Şimdilik toplam 5 adet olan inşa yazıtında, aynı içeriğe sahip metnin tekrar edildiği görülmektedir. Yazıtlarda şunlar yazılmaktadır:
Tanrı Haldi'nin gücü sayesinde Sarduri oğlu İşpuini bu kaleyi
mükemmel bir şekilde inşa ettirdi. Güçlü Kral, Büyük Kral,Ülkelerinin Kralı.
Kale, deniz seviyesinden 1900 m. yüksekliğinde fazla engebeli olmayan ve kalkerden oluşan kayalık bir tepe üzerine kurulmuştur. Kayalığın biçimine göre kuzey-güney doğrultusunda uzanan kale, 62x98 m. büyüklüğünde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Yaklaşık olarak 6000 m2'lik bir alan üzerine kurulan kale, oldukça yüksek ve güçlü duvarlarla çevrelenmektedir. Günümüzde 3.5-4 m. yüksekliğinde olan kale duvarları, iri kalker taşlardan yapılmıştır.
Aşağı Anzaf Kalesi'ni kendi döneminde kurulan Van Ovası'nın kuzeyindeki Kalecik ve aynı ovanın güneyinde bulunan Zivistan Kaleleri'nden ayıran en önemli özelliği, savunmayı kolaylaştıran ve üstündeki yüksek yapıların ağırlığına dayanmayı sağlayan kurtin ve bastiyonlara kale duvarlarında rastlanılmamasıdır.
Kalenin kuzey sur duvarının 24 m. güneyinde, kalenin doğu ve batı sur duvarlarını bir omurga gibi birleştiren ilginç teras duvarı, oldukça özenli bir işçiliği yansıtmaktadır. Ortalama 50 cm. yüksekliğindeki teras duvarının kuzeyinde, tabanı büyük kerpiç bloklarla özenli bir şekilde kaplamış olan 1300 m2'lik boş bir alan bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı bu alanın, kuzeyde terasa açılan büyük yapılarla bağlantılı olarak bir iç avlu gibi kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Aşağı Anzaf Kalesi'nin askeri amaçla kurulmuş olduğunu göz önüne alacak olursak, üstü açık olan ve çevresi yüksek kale duvarlarıyla çevrili olan bu alanın, askeri garnizonun kullandığı bir iç avlu olduğu ortaya çıkmaktadır. Kuzeyde terasa açılan büyük Urartu yapılarının hemen hepsi, ne yazık ki Ortaçağ yerleşimcileri tarafından aşırı bir şekilde tahrip edilmiştir.
Örneğin yol bağlantısının ve kapının 2.5-3 m. derinliğindeki güney duvarları ve taban döşemesi temelleriyle birlikte tahrip edilmiştir. Bu yüzden kapının her iki yanında kapıyı koruyan kulelerin yer alıp almadığını kesin olarak bilemiyoruz. Dozerler tarafından tahrip edilen taşlar arasında bulunan çivi yazılı iki büyük taş üzerindeki inşa yazıtının da, kapı girişi avlusunun duvarlarında yer aldığı sanılmaktadır. Her iki yazıtta da, kalenin Kral İşpuini tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir.
Doğu ile batı duvarları iri kalker taşlardan yapılan dikdörtgen biçimli kapı odası, 5 m. genişliğinde ve kuzey yönüne doğru 7 m. derinliğindedir . Bu haliyle bile kapı, şimdilik bilinen Urartu hisar kapılarının en eski örneğini oluşturmaktadır. Oldukça sağlam bir şekilde yapılan kapı odasının duvarları ortalama 2.40 m. genişliğinde ve tabandan 1 m. kadar yüksektedir. Kapı odasının tabanının ise sıkıştırılmış kilden yapıldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca 5 m. genişliğindeki kapının çift kanatlı olduğu sanılmaktadır. Bu kapının en yakın benzerini ise, Çavuştepe Yukarı Kale'de Tanrı Haldi tapınak alanına geçit veren Doğu Kapısı oluşturmaktadır.
YUKARI ANZAF KALESİ
Aşağı Anzaf Kalesi'nin 900 m. güneyinde yer alan Yukarı Anzaf Kalesi, Urartu Kralı İşpuini'nin oğlu Menua (M.Ö. 810-786) tarafından kurulmuştur. Kurulduğu tarihten yıkılışına kadar geçen 200 yıllık bir süre boyunca kalenin içinde yapılan çeşitli döneme ait yapılar, Urartu mimarisinin geçirdiği gelişim evrelerini tüm canlılığı ile yansıtmaktadır. Aşağı kaleden 10 kat daha büyük olan Yukarı Anzaf Kalesi, yaklaşık olarak 60.000 m2'lik bir alan üzerinde yer almaktadır. Yukarı Anzaf Kalesi, Aşağı Anzaf Kalesi'nden farklı olarak çevresindeki verimli topraklarda yapılan tarımdan elde edilen ürünlerin depolandığı çok önemli bir üretim merkezi olarak kurulmuştur. 1 km. doğuda bulunan ve Kral Menua tarafından yaptırılan küçük barajda biriktirilen sular, tarımın başarılı bir şekilde yapılmasında önemli bir rol oynamıştır. İlginçtir ki Yukarı Anzaf Barajı geçirmiş olduğu küçük onarımlar ile günümüzde bile çalışmaktadır. Çünkü bu barajda biriken sular olmaksızın, kuzey yönüne doğru uzanan verimli topraklarda tarım yapmak olanaksızdır. Kalenin hemen güneyinde bulunan ve çevresi kalın bir duvar ile çevrelenen Aşağı Kent ise, 141.000 m2'lik bir alana yayılmaktadır. Bugünkü Dereüstü (Anzaf) Köyü sınırları içinde kalan ve kale ile birlikte planlanarak yapılan Aşağı Kent, erken dönem Urartu yerleşim merkezlerinin en önemli örneklerinden birini oluşturmaktadır
Yukarı Anzaf Kalesi'ni çevreleyen sur duvarları, Aşağı Anzaf Kalesi'nin duvarlarında görmediğimiz bir şekilde, kurtin-bastiyon tekniğinde yapılmıştır.
Yukarı Anzaf Kalesi Urartu Krallığı'nın en önemli kült merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Krallığın ulusal Tanrısı Haldi adına yaptırılan en eski kare planlı tapınak, Yukarı Anzaf Kalesi'nde bulunmaktadır. Ayrıca kalenin doğusu ve kuzeybatısındaki kayalıkların düzeltilen kısımlarına, çeşitli biçimlere sahip anıtsal kaya işaretleri yapılmıştır. Kayalıklara büyük bir özenle oyularak yapılan 22 işaret, kalenin kutsallığını simgelemektedir. Kral Menua döneminde yaptırılan kalelerin hiç birinde, bu denli zengin ve anıtsal kaya işareti görülmemektedir. Urartu başkenti Tuşpa ve Meher Kapısı'nın yakınında bu kadar çok anıtsal kaya işaretinin bulunmadığını göz önüne alırsak, Yukarı Anzaf Kalesi'nin önemli bir dinsel merkez olduğu kolayca anlaşılır. Ayrıca tapınağın batısında Tanrı Haldi'ye adanan eşya ve silahların konulduğu küçük odada bulunan adak kalkanı üzerine betimlenen ve bugüne değin benzerine rastlanılmayan Urartu Tanrıları da, kalenin kült merkezi olduğu konusunda bilgi vermektedir.
Aşağı Kent Doğu Kapısı
Aşağı Kent'in üç tarafı 2 m. kalınlığında bir sur duvarı ile çevrelenmekte ve kuzeyde yükselen Anzaf Kalesi'nin güney duvarlarıyla birleşmektedir. Bu kadar geniş bir alana yayılan kentin birden çok kapısının olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapılardan birinin batıda, diğerinin kuzeyde, ötekinin de doğuda yer aldığı sanılmaktadır. Ortaya çıkardığımız 4.30 m. genişliğindeki Doğu Kapısı, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki kent kapılarının biçimi, büyüklüğü ve inşa tekniği konusunda önemli bilgiler vermiştir. Kapı girişi, Transkafkasya'da bulunan Karmir-Blur'daki kentin kuzey kapısı gibi, iki duvar arasındaki bir boşluktan oluşmaktadır. Çift kanatlı olduğu anlaşılan kapı, içeriye doğru açılmaktaydı. Doğu Kapısı'nın kent halkı tarafından kalenin doğu eteklerinde çok geniş bir alana yayılan tarım alanlarına ve Yukarı Anzaf Barajı'na gitmek için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kapı Kral Menua döneminde kale ve Aşağı Kent ile birlikte planlanarak yapılmıştır. Bu yüzden Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran Bölgeleri'nde yer alan yerleşim merkezlerindeki kent kapılarının şimdilik en erken örneğini yansıttığı için, çok büyük bir önem taşımaktadır.
Depo Yapıları
Kalenin batı sur duvarına bitişik olarak yan yana bir çok depo odası yapılmıştır. İki katlı olduğu anlaşılan odaların ilk katları gibi bodrumların batı duvarları da, doğuda yükselen birden çok katlı yapıların batı yönüne doğru şiddetli bir şekilde yıkıp akmasıyla, kalenin batı sur duvarlarıyla birlikte temellerine varıncaya değin yıkılmıştır. Kuzey Kapı Avlusu'nun hemen güneybatısından başlayan ve kuzeye doğru yan yana yapılan 4 bodrum odası farklı büyüklüklere sahiptir. Yan yana yapılan depo odalarının birbirinden ortalama 4 m. genişliğinde bir ara duvar ayırmaktadır. Toplam 5 bodrum odasında da herhangi bir kapı girişinin bulunmamış olması, bunlara ilk kattan merdiven ile girildiğini göstermektedir. Duvarları beyaz badanalı ve tabanları sıkıştırılmış kilden özenli bir şekilde yapılan bu odaların birinin mutfak, diğerlerinin de depo olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Güneybatı köşede kare planlı odada bulmuş olduğumuz bir ocak ve fırın, bu odanın mutfak olarak kullanıldığını göstermektedir.
Büyük Kule, Kuzey ve Güney Kapıları
Anıtsal bir görünüme sahip olan Kuzey ve Güney Kapıları ile bunları koruyan Büyük Kule, kalenin güneybatı sur duvarları üzerinde yer almaktadır. Oldukça korunaklı bir yere yapılan her iki kapı da, doğudan batı yönüne doğru esen sert rüzgarlardan etkilenmemektedir. Kapıların ikinci önemli özelliği, cepheden, yani batıdan bakıldığı zaman kesinlikle görülmemesidir. Böylece her iki kapıya da gizlilik özelliği kazandırılmıştır. Anıtsal bir kule ile güçlendirilen her iki kapıya da, savunma yönünden çok büyük önem verildiği görülmektedir. Dış görünüm ve tasarım yönünden bu tür hisar kapılarının benzerlerine şimdiye kadar Urartu Krallığı'nın yayılım alanında rastlanılmamıştır.
Çok büyük bir kaya kütlesinin kuzeybatı yüzüne, 11x8 m. büyüklüğünde kareye yakın bir kule yapılmış ve kulenin doğusu, kayalık ile birleştirilmiştir. Özenle yontulmuş iri kalker taşlardan yapılan ve kayalığa yaslanan bu güçlü kuleyi, Büyük Kule olarak adlandırdık.
Anıtsal ve etkileyici bir görünüme sahip olan Büyük Kule toprak seviyesinden ortalama 7 m. yüksekliğindeyse de, ilk yapıldığı sıradaki yüksekliğinin daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Özenle işlenmiş iri kalker taşlardan yapılan kulenin üzerinde kerpiçten yapılmış odaların olduğu ve buralarda nöbetçilerin kaldığı sanılmaktadır. Bu ilginç kule şimdilik Urartu hisar kapılarını koruyan en eski kule örneğini oluşturmaktadır.
Büyük Kule'nin güneyinde, güney kapısına geçit veren üstü açık üçgen biçiminde bir ön avlu bulunmaktadır. Bu avludan Güney Kapısı'na merdivenlerle ulaşılmaktadır. Ancak güney kapısı büyük ölçüde tahrip olduğundan, kaç metre genişliğinde olduğunu bilemiyoruz. Aşağı Ketten gelen ve ters "U" şeklinde bir güzergahı izleyerek ulaşılan Güney Kapısı, arabaların ve hayvanların geçmesine elverişli değildir. Kapı avlusundan sonra güneydoğu yönüne doğru devam eden yol, tapınak ve çevresindeki yapılara gitmektedir.
Güney Kapısı'na kıyasla daha anıtsal yapılan Kuzey Kapısı, Büyük Kule'nin hemen batı yüzünde yer almaktadır. Büyük Kule'nin batı yüzüne 2 m. genişliğinde ve 3.40 m. derinliğinde kapının doğu kanadının duvarı yapılmıştır. Doğu kanadı duvarının Büyük Kule ile birlikte tasarlanarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Kapı kanadı duvarının mevcut toprak seviyesinden yüksekliği 2.30 m.'dir. Dikdörtgen planlı kapı kanadı duvarı bu haliyle oldukça kütlesel bir görünüme sahiptir. Doğu kapı kanadının 3.80 m. batısında, kapının batı kanadı yer almaktadır. Batıdaki kapı kanadı duvarı 2 m. genişliğinde ve 3.40 m. derinliğinde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Kapı kanadı bağımsız olarak yapılmamış, kalenin güneybatısından gelerek doğu yönüne doğru keskin bir dönüş yapan sur duvarlarıyla birleştirilmiştir. Böylece giriş, çıkış ve savunma yönünden çok elverişli özelliklere sahip olan 3.40 m. derinliğinde ve 3.80 m. genişliğinde bir kapı girişi elde edilmiştir. Kapı girişinin tabanı, fazla büyük olmayan taşlardan özenli bir şekilde döşenmiştir. Kuzey Kapı girişinden, kalenin içindeki depo, atölye ve diğer yapılara ulaşılmaktadır.
M.Ö. 7. yüzyılda Kuzey Kapısı yapılan değişikliklerle 3.80 m. genişlikten 1.60 m.'ye küçültülmüştür. Bunun için doğu kapı kanadının önüne 60 cm., batı kapı kanadı duvarı önüne de 1.60 m. genişliğinde bir ek duvar yapılmıştır. Kapının ilk yapıldığı sırada 3.80 m. genişliğinde iken çift kanatlı olduğu, 1.60 m.'ye indirildikten sonra da tek kanatlı bir kapıya dönüştüğü anlaşılmaktadır. Savunma yönünden oldukça güçlü bir şekilde yapılan Kuzey Kapısı'nın hangi nedenlerden dolayı daraltıldığını bilemiyorsak da, M.Ö. 7. yüzyılda bölgede büyük bir depremin meydana geldiği ve bunun sonucunda kaledeki mimari yapılarda çok büyük değişikliklerin yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan mimari değişiklikler, birçok yapıda belirgin olarak görülmektedir. Kalenin ve kapının M.Ö. 7. yüzyılın sonunda İskit saldırıları sonucunda çıkan büyük yangından etkilenerek aşırı bir şekilde yandığını, kapının kuzeyinde yer alan iç avlu tabanındaki ortalama 70-80 cm. kalınlığındaki kül ve kömür tabakası da doğrulamaktadır. Ancak kaleye yapılan saldırı savunma yönünden çok iyi planlanan ve bir ölüm tuzağı niteliği durumunda olan kapılardan yapılmamıştır. Kalede ve kapılarda çıkan yangının şiddetinden kalker taşları patlamış ve taş duvarlar üzerinde bulunan kerpiç duvarlar da yanarak, kırmızı renkli bir tuğlaya dönüşmüştür.
Kuzey Kapı avlusunda yapmış olduğumuz kazı çalışmalarında, kalenin tahribi sırasında içerden dışarıya çıkmak isterken dumandan boğularak ölen ve daha sonra çıkan yangında aşırı bir şekilde etkilenen yüzlerce hayvan iskeleti ortaya çıkarılmıştır. Kaleye yapılan İskit saldırısı sırasında, Aşağı Kent'te oturan halk özel eşyaları ve hayvanları ile birlikte kaleye sığınmışlardır. Ancak çıkan yangından ürken ve dışarı çıkmak için kuzey kapısına yönelen yüzlerce hayvan kapı kapalı olduğu için dumandan boğularak birbirinin üzerine gelecek şekilde üst üste yığılmışlardır. Ortaya çıkardığımız hayvan iskeletlerinin % 60'ı yanarak kömürleşmiş, daha sonra Büyük Kule'nin üzerinde yükselen kerpiç duvarların batı yönüne doğru yıkılmasıyla tonlarca ağırlıktaki taş ve toprağın altında kalarak ezilmiş ve geniş bir alana yayılmışlardır. Bu yüzden herhangi bir hayvan iskeleti tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Çok geniş bir alana yayılan hayvan iskeletlerinin 81'i büyükbaş, 452 tanesi de küçükbaş hayvanlara aittir. Büyükbaş hayvanların hemen hepsi sığır, küçükbaş hayvan iskeletleri ise koyun ve keçilere aittir. Ayrıca 1 adet köpek ve 1adet de tavşana ait iskelet bulunmuştur. İskeletler üzerinde yapılacak ayrıntılı çalışmalar sonucunda, M.Ö. 1. bin yılın ilk yarısında Van Bölgesi'ndeki hayvan faunası ortaya çıkarılacaktır.
Mutfak Yapıları
Depo ve mutfak yapıları olarak adlandırılan odalar, Haldi Tapınağı'nın kuzeybatısında ve 5 no'lu Depo Yapısının doğusunda yer almaktadır. Yan yana iki ayrı odadan oluşan bu odaların güneyde olanı, doğuda yükselen birden çok katlı yapıların batı yönüne doğru yıkılıp akmasıyla büyük ölçüde tahrip olmuştur. Kuzey ve güney mutfak odalarını, ortalama 2.5 m. genişliğinde ve 3.5 m. yüksekliğinde bir ara duvar ayırmaktadır. Fazla büyük olmayan taşlardan yapılan duvarın üzerinin sıvanarak kireç ile beyaz badana edildiği görülmektedir. Ara duvarın kuzeyinde bulunan mutfak odası 5x21 m. boyutlarında dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu odanın batı duvarı hariç, diğer duvarları sağlam olarak ortaya çıkarılmıştır. Doğu duvarının mevcut yüksekliği 3.60 m. ise de, bunun ilk yapıldığı sıradaki yüksekliğinin 4 m. olduğu anlaşılmaktadır. Bu odanın batı duvarı, doğuda yükselen birden çok katlı yapıların yıkılıp batı yönüne doğru akmasıyla şiddetli bir şekilde tahrip olmuştur. Mutfak odasının şimdilik tümüyle açık olan batı kısmı, bir teras ile son bulmaktadır. 2 m. yüksekliğindeki teras duvarının üst kısmında bulunan taşlar da, yine batı yönüne doğru yıkılmıştır. Bu yüzden batı kısmına veya güneydeki odaya geçit veren bir kapı girişinin olup olmadığını bilemiyoruz.
Kuzey mutfak odasının çeşitli yerlerinde toplam 9 tandır ve 2 pitos (küp) ortaya çıkarılmıştır. Ne yazık ki pitos ve tandırlar doğuda yükselen yapıların batı yönüne doğru yıkılmasıyla, 2.5-3 m. kalınlığında bir taş ve toprak tabakasının altında kalarak tahrip olmuşlardır. Mutfağın taban kısmı yer yer sıkıştırılmış kilden yapılmışsa da, bazı yerlerinin yassı ve düzgün kum taşı bloklarıyla döşendiği görülmüştür. Mutfakta çok sayıda çanak ve çömleğin yanı sıra, ezgi taşları ve taş kaplar da bulunmuştur. Ayrıca mutfakta bulunan metal eşya ve silahlar arasında demirden yapılmış bıçaklar, olta ve demir bir külçe gelmektedir. Güney odasını ayıran ara duvarın önünde tabana açılan dikdörtgen biçimli küçük bir erzak çukurunda ise, kilolarca ağırlıkta karbonlaşmış tarım ürünleri ortaya çıkarılmıştır. Karbonlaşmış tarım ürünlerinin Botanistler tarafından yapılan analizleri, bunların az bir kısmının yabani nohut (Cicer Anatolicum) ve çok büyük bir kısmının da mercimek (Lens Culinaris) olduğunu göstermiştir. Ayrıca büyük miktarda küçük yumrular halinde beyaz, mavi, kırmızı (hematit) ve sarı (limonit) toz boya parçaları da bulunmuştur. Bilindiği gibi Urartu Kalelerindeki tapınak, saray, harem ve kabul salonlarıyla birçok odanın duvarları renkli boyalarla çeşitli resim, bitki ve geometrik motiflerle bezenmişti.
Pitoslu Yapılar
Pitoslu Yapılar, Mutfak Yapılarının 16 m. güneydoğusunda yer almaktadır. Pitoslu Yapıların bulunduğu alan, Haldi Tapınağı'nın kuzeybatısında uzanan geniş teras alanının hemen hemen uç kısmına yakın bir yerdedir. Deniz seviyesinden ortalama 1975 m. yüksekliğindeki bu alanın kuzey ve kuzeybatı yönlerine doğru gittikçe eğimli olduğu görülmektedir. Pitoslu Yapılar arazinin biçimine göre genellikle kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır.
Şimdiye kadar iki pitoslu oda ortaya çıkarılabilmiştir. Her iki oda da 4.5x10 m. büyüklüğünde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Batıdaki odada, mevcut toprak seviyesinden 1.5 m. derinlikte yan yana gövdelerine kadar tabana gömülmüş 12 pitos bulunmuştur. Aslında bu odada üç sıradan ve her bir sırada yan yana yedi adet olmak üzeri toplam 21 adet pitosun olması gerekmektedir. Her birinin ağız çapı farklı olan pitosların oldukça büyük ve derin oldukları görülmektedir. Bu odayı doğusunda bulunan odadan 1.60 m. genişliğinde ve 2 m. yüksekliğinde kerpiçten yapılmış bir ara duvar ayırmaktadır. Kerpiç duvarın sıvalı, beyaz ve mavi boyayla badana edildiği görülmektedir. Bu odada da yine gövdelerine kadar tabana gömülmüş olan 13 pitos ortaya çıkarılmıştır. Buradaki pitos sayısının da 21 olması gerekmektedir. Her bir pitos ortalama 1000 litreden fazla şarap almaktaydı. Bu odanın kerpiçten yapılan doğu duvarına yan yana dört niş açılmıştır. Nişlerin üst kısımları üçgen biçimlidir. Benzerlerine diğer Urartu pitoslu yapılarında rastlanılmayan bu ilginç görünümlü nişlerin içine, çeşitli eşya, kap ve aydınlatma araçları konulmaktaydı. Gelecek yıllarda devam ettireceğimiz çalışmalarla, diğer pitoslu yapılar ortaya çıkarılacaktır.
Tapınak ve Kuzeybatı Yapıları
Urartu Krallığı'nın ulusal tanrısı Haldi'ye adanan tapınak, kalenin 1995 m. kodu ile en yüksek rakımını oluşturan güney kesiminde yer almaktadır. 13.40 m. büyüklüğündeki kare planlı tapınağın tabanı, ana kayanın düzeltilmesiyle elde edilmiştir. Diğer Urartu tapınakları gibi köşeleri rizalitli olan tapınağın duvar kalınlığı 2.5 m.'dir. Tapınağın kuzey yüzündeki kapısı, görkemli bir görünüme sahip olan Süphan Dağı'na (4050 m.) bakmaktadır.
Ne yazık ki tapınağın içi ve avlusu büyük bir Ortaçağ yerleşmesine sahne olduğundan, aşırı bir şekilde tahrip olmuştur. Tapınağın kuzey ve batı duvarları, temellerine varıncaya kadar sökülmüştür. Tapınak tabanını oluşturan düzeltilmiş kayalığın çatlık kısmına dikey olarak çakılan demirden yapılmış mantar başlı küçük bir murç, Urartu tapınaklarının temellerine konulan metal eşya ve silahların şimdilik en eski örneğini oluşturmaktadır. Yalnızca tapınağın doğu duvarı sağlam olarak kalmıştır. Bu duvar da doğudan esen şiddetli rüzgarları engellediği için, Ortaçağ yerleşmecileri tarafından özellikle tahrip edilmemiştir. Tahrip edilmeyen doğu duvarının kuzeydoğu köşesinde, tapınak inşa yazıtı bulunmaktadır. Ayrıca parçalar halinde bulmuş olduğumuz taşlar üzerindeki çivi yazıları, Ortaçağ yerleşmecileri tarafından tahrip edilen tapınağın kuzeybatı köşesindeki inşa yazıtına aittir. Bu yazıtların aynı içeriğe sahip oldukları anlaşılmaktadır. Kuzeydoğu köşe duvarında bulunan inşa yazıtı, taşın her iki yüzüne yazılmıştır. 6 satırdan oluşan asıl metin yok edilmeye karşı bir önlem olmak üzere taşın doğu yüzüne 2 kez, kuzey yüzüne de 1 kez tekrar edilmiştir. Metinde şunlar okunmaktadır:
Tanrı Haldi'nin gücü sayesinde İşpuini oğlu Menua,
Tanrı Haldi'ye, efendiye, bu tapınağı ve bu kaleyi
mükemmel bir şekilde inşa ettirdi.
Bu yazıtın yine Kral Menua tarafından yaptırılan Patnos-Aznavurtepe ve Körzüt Kalelerindeki tapınak yazıtlarından ayrımlı olan en önemli özelliği, Menua'nın yapmış olduğu askeri eylemlerden hiç söz edilmemiş olmasıdır. Bu yüzden tapınağın Menua'nın henüz herhangi bir askeri eylem yapmadığı krallığının ilk yıllarına ait olduğu anlaşılmaktadır. Böylece Yukarı Anzaf Kalesi tapınağı, şimdilik en eski Urartu tapınağını oluşturmaktadır.
Haldi Tapınağı, tıpkı Çavuştepe (Sardurihinili) Yukarı Kale, Altıntepe ve Arin-berd'deki (Erebuni) tapınaklar gibi yalnızca bir celladan ibaret olmayıp, batısında yer alan avlu ve avluya açılan odalarla bir yapı bütünlüğü oluşturmaktadır. Tapınağın batısında yer alan avlu ve odalara, ana kayadan oyularak açılan uzun bir koridordan geçilmektedir. Kalkerden oluşan kayalığın büyük bir özenle oyulmasıyla yapılan koridorun mevcut uzunluğu 9.5 m.'dir. Kaya koridoru batıdan doğuda odaların bulunduğu yere doğru genişlemektedir. Kaya koridorundan doğuda tapınak alanına girişi sağlayan ilk kapı, koridorun her iki tarafına, yani kuzey ve güney duvarlarına karşılıklı örülen birer kapı kanadı duvarıyla oluşturulmuştur. Kaya koridorunun güney yüzüne bitişik olan kapı kanadı duvarı, 2 m. uzunluğunda, 1.70 m. yüksekliğinde ve 2 m. genişliğindedir.
Kapı boşluğunun hemen kuzeydoğu köşesinde bulunan ahşap kapı direği, kapı ile birlikte şiddetli bir şekilde yanarak kömürleşmiştir. Yangının şiddetinden duvarlarda kullanılan kalker taşlar bile patlamıştır. Taş duvarlar üzerinde yükselen kerpiç duvarlar da kırmızı renkli bir tuğlaya dönüşmüştür. Kapı girişinin 1.10 m. genişliğinde olması, çok büyük bir olasılıkla bunun tek kanatlı bir kapı olabileceğini ve içeriye doğru açıldığını göstermektedir. Kapının bronz levhalarla kaplı olduğunu, ahşaba kabara başlı çivilerle perçinlenen bronz parçaları doğrulamaktadır. Bu küçük odaya, Tanrı Haldi'ye adanan bronz ve demirden yapılmış çeşitli eşya ve silahların konulduğu anlaşılmaktadır. Ancak ahşap direğin, kapının ve çatıyı taşıyan ahşap direklerin kalenin tahribi sırasında çıkan yangın yüzünden şiddetli bir şekilde yansımasıyla, özellikle bronz levhalar ile birlikte diğer bronz eşya ve silahlar da çok büyük zarar görmüş ve yer yer ergiyerek form değiştirmiştir. Son birkaç yıldan beri ergiyerek form değiştiren eşya ve silahlar üzerinde yapmış olduğumuz konservasyon çalışmaları sırasında, çok sayıda silah ve eşya kurtarılmış ve bilim dünyasına kazandırılmıştır.
Tanrı Haldi'ye adanan eşya ve silahların konulduğu 8 m2. büyüklüğündeki bu küçük odada bulunan demirden yapılmış silahlar arasında bıçaklar, ok uçları ve çeşitli büyüklükteki kargı uçları yer almaktadır. Bronz eşya ve silahlar arasında ise fibula, miğfer, miğfer yanaklıkları, adak halkaları, kalkan ve kalkan tutamakları, disk, zırh pulları, at koşum takımına ait çeşitli eşyalar, boğumlu bilezik, ok uçları ile hangi tür eşya ve silaha ait oldukları kesin olarak belli olmayan yüzlerce parça bronz levha bulunmaktadır. Yine bu odada bulmuş olduğumuz iki omuzlu ve mahmuzlu bronz ok ucu ise, kalenin İskitler tarafından tahrip edildiğini belgeleyen ikinci önemli buluntuyu oluşturmaktadır
Bazıları kendini bir şey sanar, ne komiktir biz onların ne olduklarını biliriz
|