| AŞk Mi, ArkadaŞlik Mi, Dostluk Mu AŞK MI, ARKADAŞLIK MI, DOSTLUK MU
İnsanlar yaşamları boyu ikili ilişkilerin adlandırılmasıyla uğraşıp durmuşlardır. Dünya kurulduğundan beri kadın ve erkeğin ilişkileri zorunlu olmuştur. Doğumdan başlayan ana-oğul , baba-kız ilişkisi; okul çağında öğretmen-öğrenci ilişkisi; gençlikte aşk ilişkisi; iş yaşamında yönetici-yönetilen ilişkisi… sürer gider.
Aşk çeşitli şekillerde adlandırılır.Biyolojik olarak karşı cinsin birbirine duyduğu cinsel elektrik olarak adlandırılmaktadır. Tabi ki bunu romantik olarak en güzel şairler ve yazarlar adlandırırlar. Hepsi aşk ve sevgi için yola çıkarlar. Dostoyevski “Dünyayı güzel kurtaracak” derken Mayakovsky “Benim aşkımdan gayri, başka okyanusum
Yok” der . Marx bile mektuplarında “Kim beni ikinci sınıf bir tiyatroda birinci aşık rolünü oynamaya içten eğilimli olmakla kınadı?” diye Jenny Marx’ a seslenir.
Sosyalizmin katı kuralları içinde bile aşka yer vardır. Aşk her zaman edebiyatçıların dilinde törelere, iktidarlara ve yasalara baş kaldırmıştır. Gelecek kaygısı ve maddi hesaplar bu platformda yer almaz. Aşk sadece dokunuş ve öpüşlerle sürdürülmez. Ütopya değildir, ideolojiktir aynı zamanda. Aynı yöne bakmayı, aynı düşünceleri paylaşmayı gerektirir. Herkesin içinde büyük depremler yaratan bu duygunun yaşayabilmesi için; tensel arzuların yanında onu besleyecek duygulara da ihtiyacı vardır.
Bertold Brecht şöyle seslenir sevdiğine: “Benim için senden başka bir şey yok deme, senin var olman hoş de..” Birlikte olmanın birbirini yok etmesi yerine, var olmayı yaratmasını ister. Değer vermek, değer görmek ister.
Yüzyıllar boyunca şairlerin ve yazarların baş tacıdır aşk konusu.. Varmak istenen ve varılamayan aşklar eserlerine konu olmuştur. “Mutlu aşk yoksa, bu aşkın suçu değil” der Aragon. Seçilen yanlıştır, ortak bir noktada buluşulamamıştır. Sevgiye dönüştürülemeyen duygular, ulaşılamadığında halk dilinde “Kara sevda” diye adlandırılan duygulara dönüşür. Yıkar, yok eder. Çağımızda aşka rastlamak artık gittikçe zorlaşmaktadır.
“Aşkın ömrü üç yıldır” diye bir kitap okuyorum.
“Birinci yıl eşyalar alınır,
İkinci yıl eşyaların yeri değiştirilir,
Üçüncü yıl eşyalar bölüşülür.” Sözleriyle tanımlıyor aşkı ve ikili ilişkiyi. Meta’laşmış insanlar duyguları da artık mallarla tanımlıyor. Duygusuzluk ve bencillik bence aşkı öldürüyor. Yoksa üç yıl gibi kısa bir sürede aşkın ölmesi mümkün değil. Aşkı yaşarken, arkadaşlığı ve sonrasında dostluğu yaşayabilmek bence çok önemlidir. Bir erkeğin;
“Eşim, aynı zamanda en iyi arkadaşım” diyebilmesi kadına verilebilecek en büyük değerdir.Evliliklerin bile bir ortaklık haline geldiği günümüzde “Dostluk” tan söz etmek de öylesine zor ki….
Can Dündar şöyle diyor: “Dostunun parmağı kanadığında senin de bir yerlerin kanamalı”
İlişkileri böyle bir dostluk seviyesine ulaştırmak oldukça zorlaştı.Şu an aklıma bir reklam geliyor. Sanırım iletişimle ilgiliydi. “ Kalabalık bir ortamda genç bir erkek, birden kendini geriye boşluğa bırakıyor. Onu , üç beş kişinin , düşmeden tuttuğunu görüyoruz.” Bence kendini boşluğa bıraktığında seni tutacak yada omzunda ağlayabileceğin gerçek bir dost bulmak bu çağda mümkün değil..
Günümüzde yaratılan mal edinme , bununla birlikte gelişen çıkar duygusu insanları birbirine yabancılaştırdı. Aynı evlerde yaşayan birbirine yabancı çok kişi tanıyorum. Erkek televizyonun karşısında, eşi komşuda, çocukları ise odasında yalnız ve yabancı..
Çıkarsız sıcak, duygulu, özverili dostluklar yaratabilmek ise artık tanrısal bir yetenek olarak kaldı. Sanırım kimse bu tanrısallığa ulaşamıyor.
|