Forum | GYKFRM.CoM


Giriş Yap

Forum İstatistikleri

Reklam

Destek Verenler

Forum | GYKFRM.CoM » Eğitim, Öğretim » Ödev » Coğrafya, Tarih » Ayaklanmalar

Coğrafya, Tarih | Coğrafya ve tarih alanında bedava ödevler, makaleler ve konu özetleri.

Taglar:


Üyelerimize Merhaba Deyin...
Loading... Please Wait...


Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
  #1 (permalink)  
Eski 10-11-2006, 13:50
8969 - ait Avatar
KoNsAnTrE
8969 Varlığını Hissettiriyor8969 Varlığını Hissettiriyor8969 Varlığını Hissettiriyor8969 Varlığını Hissettiriyor
Kayıt : 06/06/2006
Forum : Çok İyi
Ortam : Süper
Yaradılış : -
İkamet :
Yaşı :
Mesleği : Otomasyon
Mesaj Sayısı : 3.369
Uyarıları : 0/0 (0)
Tecrübe : 100
Rütbe :
 
Exclamation Ayaklanmalar


AYAKLANMALAR
İç ayaklanmaların nedenleri, bu ayaklanmaların bastırılması için başvurulan yöntemlerin de sebepleri olacağından önemlidir. Bu nedenleri özetlersek: Uzun savaş yılları yokluk, umutsuzluk yaratmış, asker kaçaklarının çoğalmasına yol açmıştır. Özellikle asker kaçakları ayaklanmaların insan gücünü oluşturması bakımından ayrıca önem taşıyordu. Milli’ Mücadele, vatan savunması için bu yoksul ve bıkkın halka ağır fedakarlıklar yüklediği için halkta, bunlardan kaçma eğilimi doğuruyordu. Halife Padişah olan dinsel ve geleneksel bağlılık,: bu makamı meşru tanıtıyor ve Milli Mücadeleyi gayrı meşru gösteren etkili olmasına yarıyordu. Hürriyet ve İtilaf Partisi ve Hükümet M. Kemal’i ittihatçı ve Bolşevik olarak tanıtıyorlardı. Padişah iradesi olmadan asker ve vergi toplandığı, bunun kanuna aykırı olduğu ileri sürülüyor, Yunan ordusunun Halife ordusu olduğu propagandaları yapılıyordu.
Ayaklanmalar İngilizler tarafından hazırlandığı ve yerli kaynaklarca beslendikleri için. bastırılması çok zor oluyordu. İsyancıların kuvvetli olduğu bölgelerde halk onların Padişahı temsil ettiğine ve bu durumun sürekli olacağına inanıyorlardı. Bu sebeple bir çok yörede, halk ayaklanmaya katılıyor ve destekliyordu. 1920 yılının ilkbaharında yalnız dış düşman tehlikesiyle değil, ayrı bölgelerde birbirini izleyerek çıkan ayaklanmalarla uğraşıldı. Ayaklanma hareketleri Ankara’ nın yakınlarına kadar geldi. Telefon ve telgraf telleri kesildi. İhanet, cehalet, kin tuassup bütün ülkeyi korkunç bir biçimde kapladı. Ayaklanmaların Ankara’yı bir çember içine aldığı bir sırada, Yunanlılar da 22-23 Haziran 1920’de batıdan saldırıya geçtiler. İçten ve dıştan gelen saldırılar birbirinden uzak olmakla beraber, bir merkezden yönetiliyorlar ve sistemli bir biçimde T.B.M.M’ nin çökertilmesine çalışılıyordu. Hükümet bir dış saldırıya kuvvet gönderse. iç ayaklanmayı bastıramıyor, iç ayaklanmaya kuvvet gönderse dış saldırıya karşı koyamıyordu. Bu sebeple Milli Mücadelenin en buhranlı yılının N yılı olduğu açıkça ortada idi. İç güvenlik en önemli sorun olmuştu. A bastırılmasında, özellikle Kuyu-yı Seyyare komutanı Çerkez Ethem etkili oldu. Pontus ve Koçkiri ayaklanmalarına karşı Merkez Ordusu kuruldu. Kuvvet yoluyla ayaklanmaların bastırılması mümkün oluyor, fakat başka bir yerde yeni bir ayaklanmanın çıkmasına engel olunamıyordu. Bu durum, henüz ulusal birlik ve bilinçlenmenin gerçekleşmemesinden kaynaklanıyordu. M. Kemal Paşa. yayınladığı bildirilerle halkı yardıma çağırıyor, fakat etkili olmuyordu. Bu yüzden, ceza önlemlerine başvurulması zorunlu oldu. Daha Sivas Kongresi sırasında sert önlemler alınmıştı. Fakat yeterli olmamıştı. Batı Cephesindeki ayaklanmaları bastırmakla görevli 56. ve 61. Tümen Komutanlarına. bozguncu, asi, kışkırtıcı. görevini yapamayan askeri ve sivil görevlileri, suçlarına göre tart, hapis, idam gibi her çeşit cezaları uygulamak için olağanüstü yetkiler tanındı. Fakat bunlar da yeterli o İç ayaklanmalar çok sert önlemlerle güçlükle bastırılabildi.
Bu ayaklanmaların özellikle bazıları TBMM’nin açıldığı tarihte bir merkezden sistemli bir biçimde yürütülmüş. Olağanüstü tehlikeler yaratmışlardı. Bu ayaklanmalara daha sonra. Demirci Mehmet Efe ve Ethem’in ayaklanmaları da eklendi. Bir yanda düşmanla, bir yandan da bu ayaklanmalarla mücadele edilmek zorunlu idi. Bazen aynı anda birkaç yerde birden ayaklanma çıkıyordu. Bu ayaklanmaların bir merkezden yönetildiğini ve İstanbul Hükümetinin bunları kışkırttığını M. Kemal Paşa şöyle belirtiyordu: “İstanbul’da Damat Ferit Paşa Hükümeti ve İstanbul’da bütün yıkıcı ve hayin örgütlerin kurduğu birlik ve bu birliğin Anadolu içindeki bütün ayaklanma örgütleri ve bütün düşmanlar ve Yunan ordusu. elbirliği ile bizi yıkmak için çalışmaya başladılar. Bu ortak saldırı siyasasının yönergesi de Padişah Halifenin, içinde düşman uçakları da bulunan her türlü araçlarla yurda yağdırdığı “Huruc-u alessultan (Padişaha karşı Ayaklanma) fetvası idi”


MİLLİ MÜCADELEDE İÇ AYAKLANMALAR

Osmanlı Devleti’nin girmiş olduğu 1. Dünya Savaşı’nı noktalayan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi ile Türk tarihinde Milli Mücadele adı verilen yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem , mütareke şartlarının uygulanması sırasında yaşanan işgaller, azınlık terörü gibi her türlü olumsuzluğu içeren bir dizi, uygulamaya karşı Türk halkının başlattığı direnme ruhu ile alevlenen Kurtuluş Savaşını ve ardından gelen yeni Türk devletinin varlığının ve bağımsızlığının dünya devletlerince kabul edilişini kapsamaktadır.

Mütarekenin imzalanmasından sonra ülke tam anlamıyla bir kaosa sürüklenmiştir. Bütün devlet dengelerinin bozulduğu bir ortamda birbiri ardına kurulan hükümetler uzun ömürlü olamamış, hiçbir kabine bu durumun üzeri,, yüklediği ağırlığı taşıyamamış ve bu felaketten çıkış için sağlıklı fikirler üretememiştir. İtilaf Devletleri 1. Dünya Savaşı sırasında kağıt üzerinde paylaştıkları Osmanlı topraklarını bu defa fiilen bölüşmeye başlamışlar ve yürüttükleri işgaller Türk halkı için zor bir dönemin başlayacağını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, imparatorluk bünyesinde yüzyıllardır barış ve huzur ortamında yaşamış olan azınlıkların, özellikle Ermeniler ve Rumların Türk topraklarında kendileri için bağımsız yeni yurtlar kurma girişimleri de silahlı çeteler vasıtasıyla yeni bir boyut kazanarak Müslüman ahali ile anılan azınlıklar arasında önemli olayların çıkmasına yu1 açmıştır.
Böylesine büyük bir otorite boşluğunun oluştuğu bir ortamda, yaşanan olumsuzluklar arasında Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişik zamanlarda ve farklı nedenlerle ortaya çıkan iç ayaklanmalar çok önemli bir yer tutmaktadır. Tarih boyunca çeşitli milletler kendilerini sömüren yabancı devletlere karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Bu, anlaşılması kolay bir konudur. Ancak aynı ülkenin insanlarını çeşitli sebeplerle karşı karşıya getiren iç ayaklanmaların açıklaması zordur. Zor olduğu gibi dramatik olaylara ve kapanması uzun sürebilecek yaralara da sebebiyet vermesi mümkündür.
1919-1923 yılları arasında gerçekleşen iç ayaklanmaların temelinde çeşitli etkenler yatmaktadır. Dış etkenlerin özünü İtilaf Devletlerinin istek ve çıkarları oluştururken, iç etkenler daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Ayaklanmalar tek tek incelendiğinde de görüleceği gibi başlıca etken olarak İstanbul Hükümetleri ile Kuvayı Milliye arasındaki çekişme göze çarpmaktadır. Bunun yanı sıra etnik farklılıklar temelinde gelişen ayaklanma girişimleri ve nihayet liderlik yarışı sebebiyle baş gösteren ayaklanmalara da tanık olmuştur. Milli Mücadele’de yaşanan iç ayaklanmaların kronolojik sıralaması aşağıdaki gibidir.
11 Mayıs 1919 Ali Batı Olayı
20 Ağustos 1919 Ali Galip Olayı 4
2 Eylül 1919 Birinci Bozkır Ayaklanması
20 Ekim 1919 İkinci Bozkır Ayaklanması
20 Ekim 1919 Ahmet Anazavur’un Milli Mücadele aleyhinde birinci defa saldırtılması
26 Ekim 1919 Şeyh Eşref Ayaklanması (Hartt Olayı)
231 Ekim 1919 Kızılkuyu Olayı
28 Ekim 1919 Apa Çarpışması
1 Kasım 19)9 Dinek Çarpışması
15 Kasım 1919 Demirkapı Çarpışması
16 Şubat l92) Ahmet Anazavur’un Milli Mücadele aleyhinde ikinci defa saldırtılması

-1 Nisan 1920 Ahmet Anazavur’un Gönen taaruzu
13 Nisan 1921 Birinci Düzce Ayaklanması
16 Nisan 1920 Çerkez Ethem Kuvvetleriyle Ahmet Anzavur kuvvetlerinin Yahyaköy Çarpışması
18 Nisan 1920 Kuvayı İnzibatiyenin kurulmas
19 Nisan 1920 Ahmet Anzavurun Karabiga’da İngiliz gemisiyle İstanbul’a kaçışı

25 Nisan 1920 Taraklı Çarpışması
8 Mayıs 1920 Ahmet Anzavur un Adapazarı ve Geyve harekatı
8 Mayıs 1920 İkinci Düzce Ayaklanması
11 Mayıs 1920 Anadolu Fevkalede Müfcttişliğinin işe başlaması
12/13 Mayıs 1920 Mudurnu Çarpışması
15 Mayıs 1920 Birinci Yozgat Ayaklanması
20 Mayıs 1920 Cemil Çeto Olayı
23 Mayıs 1920 Milli Mücadele kuvvetlerinin Kuvayi İnzibatiye’ye taaruzu
25 Mayıs 1920 Zile Ayaklanması
27 Mayıs 1920 Sulusaray Olayı
1 Haziran 1920 Milli Aşireti Olayı
13 Haziran 1920 Yozgat’ın asiler tarafından işgali
14 Haziran1920 Kuvayı İnzibatiye Tümeninin taarruzu
20 Haziran 1920 Çerkez Ethem Kuvvetlerinin Ankara’da Yozgat’a hareketi.
21 Haziran 1920 Çopur Masa (Çivril) olayı
27 Haziran 1920 Kula Olası
20 Temmuz 1920 İnegöl Olayı
5 Eylül 1920 İkinci Yozgat Ayaklanması
8 Eylül 1920 Çengelhan Olayı
8 Eylül 1920 Nogaykızıköyü Olayı
23 Eylül 1920 Ayvalıközü Çarpışması
23 Eylül 1920 Koyunculu Çarpışması
2 Ekim 1920 Konya Ayaklanması
6 Aralık 1920 Demirci Mehmet Ele Ayaklanması
7 Aralık 1920 Çerkez Ethem Ayaklanması
6 Mart 1920 Koçkiri Ayaklanmsı
…1918-21 11 1923 Aynacıoğlu Olayları
…1918…1923 Pontus Ayaklanmaları ve Olayları

ALİ BATI AYAKLANMASI
11 Mayıs-18 Ağustos 1919 tarihlerinde baş gösteren ve Midyat, Nusaybin, Ömerkan, Dirilömer çevresinde etkileşen bu ayaklanma, İngilizlerin Osmanlı topraklarında ayrılıkçı güçleri kışkırtarak, onlar aracılığıyla bölgede dolaylı bir etkinlik sağlama politikasına uygun düşen tipik bir örnektir, Bu bölgede yaşayan söz sahibi kişiler, İngilizlerin kışkırtmalarıyla bir Kürdistan oluşturulması; fikrini yayma çabasında kendisinin İstanbul Hükümeti’nin Mardin Temsilcisi olduğu yönündeki propagandalarla etkinliğini artırmaya çalışmıştır.
11 Mayıs 1919 günü emrindeki yüz silahlı adam ile Nuseybin’e gelen Ali Batı ‘ya İlçe Kaymakamı ve burada bulunan 24, Alay Komutanı ilk müdaleyi nasihat yoluyla yapmışlarsa da , buaradaki askeri kuvvetin kendi sayılarından daha az olduğunu anlayan Ali Batı her ikisini de tehdit etmiş ve daha giderek hapishanedeki mahkumları serbest bırakmış ve halktan zorla para insan toplamaya başlamıştır. Bunun üzerine 5. Tümen Komutanlığının emri ile civardaki askeri kuvvetler birleştirilerek Alı Batı’nın üzerine gönderilmiştir. 1 Haziran’da Mekre yakınlarında bozguna uğratılan Ali Batı, bir grup adamıyla kaçmayı başarmıştır. 5. Tümen Komutanı, 6 Haziran’da bir bildiri yayınlayarak, köylülerin ve aşiretlerin bu eşkıya ya yardımda bulunmamak şartıyla serbest olduklarını ilan etmiştir. Devam eden takip sonucunda Ali Batı 18 Ağustos’ta gizlendiği Medah mevkiinde kıstırılmış ve yapılan çarpışma neticesinde ölü olarak ele geçirilmiştir.

ALİ GALİP OLAYI (20 Ağustos-15 EYLÜL 1919)
Mustafa Kemal ve beraberindekiler Erzurum’da topladıkları Kongreyi engelleyemeyen Damar Ferit Hükümeti’nin, Amasya Tamiminde çağrısı yapılan ve yurdun bütünlüğü için kararlar alınacak olan Sivas Kongresini engelleme çabasının bir ürünü olmuştur. Dahiliye Nazırı Adil Bey ve Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa’nın emriyle dönemin Elazığ Valisi A, Galip’ in görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Aynı dönemde İngiliz Binbaşısı Noel, bağımsız bir Kürt önderleri Bedirhani Halil, Kamuran, Celader ve Ekrem Beylerle toplanmıştır. Bu gruba, görev emrini aldıktan üç gün sonra 6 Eylül’de Ali Galip’ de dahil olmuş ve yapılan toplantıda Malatya Mutasarrıfı Bedirhani Halil’den, 500 seçkin atlı hazırlanmasını kararlaştırmışlardır.
Öteden beri bu girişimleri izleyen Mustafa Kemal. Kazım Karabekir ve Alı Fuat Paşalar gelişmelerin Kürtleri ayaklandırmak ve Sivas Kongresini dağıtmaktan başka Doğu illerinde asayişsizlik olduğu gerekçesiyle bu bölgenin de işgaline zemin hazırlanacağı değerlendirmesini yapmışlar ve bu nedenle Ali Galip ve beraberindekilerin Sivas üzerine yürümelerini beklemeksizin onların ele geçirilmeleri kararını almışlardır,’ Böylelikle Elazığ. Diyarbakır, Siverek ve Aziziye’den bazı birlikler Malatya üzerine gönderilmiş ve bunun üzerine Noel ile Kamuran, Celadet ve Ekrem, arkasından Ali Galip ile Mutasarruf Halil Kahta’ya doğru kaçıp, Bey Dağdaki Reşvan Aşireti Başkanı Bedır Ağa’nın yanına sığınmışlardır. Alı Galip kaçarken maliye veznesinden almış olduğu “Mustafa Kemal ve avenesinin tenkili masarifine karşılık olmak üzere olbabdaki emrini tevfıkan altı bin lira almıştır.” İbareli senedi de unutmuştur. Beydağ da yeni kuvvet toplama girişiminde bulunduğu anlaşılan Ali Galip üzerine kuvvet gönderilince bu defa Urfa’ya kaçmış oradan da Neol çağrısı üzerine Halep’e gitmiştir.


BİRİNCİ BOZKIR AYAKLANMASI
(2 EYLÜL-4 EKİM 1919)
Konya’ nın Bozkır ilçesinde meydana geldigi için bu adla anılan ayaklanmalar ulusal direnişin güçlenmesini ve gelişmesini geciktirici türden , ayaklanmalardır. Mustafa Kemal Paşa’nın komutanlara Mondros Mütarekesi’nin uygulanmasına davet eden telgraflarına olumlu yanıt veren Cemal Paşa, bölgedeki halkı milli mücadeleye katılmaya ve ordusunun eksiklerini tamamlamaya çalışırken. Ardından görevi devralan Albay Selahattin de kısa bir süre sonra görevinden ayrılınca, İngiliz Muhipler Cemiyeti ve Damat Ferit’ e bağlılığı ile bilinen Vali Cemal Bey duruma hakim olmuştur. Cemal bey bir yandan halkı milli kuvvetlere karşı gelmeye zorlarken diğer yandan da hapishaneyi boşaltarak buradaki suçluları silahlandırmıştır. Bu gelişmeler karşısında Heyeti Temsiliye , Albay Refet Bey’i (Bele) valinin tehlikeli faaliyetlerine son vermesi için görevlendirilmiştir. Konya halkının da bu yeni gelişmeye verdiği desteği gören vali Cemal Bey 2/28 Eylül 1919 gecesi Konya’yı terk ederek İstanbul’a dönmüştür.

Halife Padişaha bağlılık ve milli harekete karşı çıkış temelindeki ilk örneği teşkil eden Birinci Bozkır Ayaklanması böyle bir ortamda Vali Cemal ve İstanbul’da İngiliz Papazı Frew ile ilişkisi olan Bozkırlı Zeynelabidin ve arkadaşlarının kışkırtması sonucu başlamıştır. Kısa sürede Bozkıra egemen olan yaklaşık bin kişi, Seydişehirden üzerlerine gönderilen askeri birliği de etkisiz hale getirince-, bölgeye bir nasihat heyeti gönderilmiş ve Bozkır’a milli kuvvetlerin gönderilmeyeceği garantisi verilerek isyanlar yatıştırılmıştır.



İKİNCİ BOZKIR AYAKLANMASI (20 EKİM-4 KASIM 1919)
Birinci ayaklamanın yatıştırılmasının ardından yeni bir ayaklanmanın çıkmaması için Afyon’dan Yarbay Arif ( Karakeçili) Müfrezesi de Seydişehir’e kaydırılmıştır. Bu gelişmeleri haber alan Zeynelabidin’in adamları yeniden harekete geçerek Bozkır’ı basmışlar ve üzerlerine gönderilen öncü birlikleri yenilgiye uğratmışlardır (24 Ekim 1919 Akkise civarında). Ertesi gün Yarbay Arif asilerin sağ kanadından etkili bir harekat düzenlemiş, 30 kadar ölü ve bir o kadar da yaralısı bulunan isyancılar geri çekilmeye başlamışlardır. Takip harekatın da Karaman Çumra yolu üzerindeki Kızılkuyu’da geceyi geçiren 30 kişilik bir müfreze, baskın sonucu ele geçmiş (28 29 Ekim 1919), asiler erlerin para, silah ve havvanlarını alıp serbest bırakmış, ancak başlarındaki iki subayı idam etmeye teşebbüs de araya giren yaşlıların ve herhalde yaklaşmakta olan Yarbay Arif kuvvetlerinin etkisiyle vazgeçerek k. Bu ar..da Yarbay Arif Müfrezesi ile asiler arısında bir çarpışma da Apa ve dolaylarında gerçekleşmiş (28 Ekim1919). 20 ölü ve 10 yaralı veren isyancılar kaçmaya devam etmişlerdir. Ayaklanmacılara son darbe de 1 Kasım 19l9da Dinek yöresinde vurulmuş, dağılan asilerin ele başları da dağlara kaçmak zorunda kalmış, asilerin bütün köyleri işgal edilince Bozkır’a bir tek silah patlamadan girilmiştir (5 Kasım 1919).


ŞEYH EŞREF (HART) AYAKLANMASI
(26 EKİNI-24 ARALIK 1919)
Tipik bir irtica hareketi niteliği taşıyan bu ayaklama, Bayhurt’a 20 km. uzaklıktaki Hart kasabasında yaşayan Eşref adında birinin kendine özel bir tarikat kurması ve ününün çevreye yayılması sonucu İçişleri Bakanlığınca soruşturma açılmasını gerektiren bir durumun oluşması ve Eşref’ın soruşturmaya karşı çıkmasıyla başlamıştır. Bu konudaki ilk girişini Erzurum Valiliğince başlatılmıştır. Valilik, Bayburt Kaymakamlığı’na bu şeyhin kökeni, mesleği, mezhebi, müritlerinin kimliği ve faaliyetleri hakkında bilgi sormuştur. Sonuçta Dahiliye Nezareti’nin emriyle harekere geçen Bayburt Kaymakamlıği, ilçe müftüsünün başkanlığında din adamlarında oluşan bir kurul oluşturmuştur. Şeyhin kurulun davetini reddetmesi ve müritlerinin ayaklanma içinde olduğu yolunda duyumlar alınması üzerine 6 Aralık 1919’da Bayburt’daki 28. Alay dan 50 kişilik bir müfreze göz korkurmak için Hart’a gönderilmiştir. Hart’a gelen heyet, Şeyhin önceden ayrılması sebebiyle kendisi ile temas edememiş, halk yorgun düşen askerleri ikramda bulunmak vaadiyle birer ikişer evlere dağıtmış ve Hart’a geri dönen Şeyhle birlikte harekete geçerek onları esir almıştır. Bu olay, Alay Komutanı Binbaşı Nuri’nin şehit edilmesiyle yeni bir boyut kazanmış, bunun üzerine otuzar kişilik iki piyade bölüğünden yeni bir müfreze oluşturularak 9 Aralık 19l9 da Hart’a sevk edilmiştir. Bu müfrezeye de bir baskın düzenleyen Eşref başarılı olup askerleri tutsak ettikten sonra, kendisinin mehdi olduğunu ilan edip dahada azğınlaşmaya başlamıştır. Askerlerin tedbirsizliği ve tecrübesizliği neticesiyle oluşan bu durum karşısında hükümetin uzlaşma girişimlerinde bulunmuş olması da bir fayda sağlamamıştır ve bu defa dört tabur ve iki bölükten oluşan 700 kişilik bir kuvvet Hart’a gönderilmiştir. İhtiyaten biri Gümüşhane’de, diğeri Of’ta iki tabur da hazır tutulmuştur. 24 Aralıkta Hart’ı kuşatan bu kuvvetler özellikle topçuların isabetli atışları vasıtasıyla sonuca gidebilmeyi başarmıştır. Ev,ine isabet eden top mermileriyle havaya uçan Şeyh Eşref’in akibetini öğrenen müritleri daha fazla direnmeyip teslim olmuşlardır.

BİRİNCİ DÜZCE AYAKLANMASI (13 NİSAN-31 MAYIS 1920)
7 Nisan l920de Amiral de Robecki ziyaret ederek onunla milliyetçilere karşı alınması gereken önlemleri ve bu konudaki İtilaf Devletlerinin desteğini araştıran Damar Ferit’in 12 Nisan 1 920de dördüncü defa Sadrazamlığa getirilişinin hemen ardından başlayan bu ayaklanma da Anzavur. Yozgat ve Konya isyanlar ile aynı türden sayılabilin
Düzce yöresinde baş gösteren bu ayaklanmalar bir yandan hilafetin ve şeriatın savunulmasına dayandırılmakla beraber diğer yandan da Çerkezlik davası güdülen bir içeriğe de sahiptir.2 Bölgede yaşayan Çerkez ileri gelenlerinin sarayla yakın ilişkide olmaları gelişen Anadolu hareketine karşı olumsuz tavır almalarına sebep ol muştur. Ayrıca İstanbul 4ükümetinin buradaki Çerkez ve Abazaları ulusal direniş hareketine karşı kışkırtırken, bu hareketi yürütenlerin İttihatçıların devamı olduğu yolundaki propaganda da etkili olmuştur. Bütün bu gelişmelerin sonucunda Ömer Efendi köyünde toplanarak silahlanan Çerkez ve Abazalar Düzce’deki güvenlik müfrezesini basarak buradaki birlik komutanı Mahmut Nedimi teslim almış ve Düzce’ye egemen olmuşlardır. Ayaklanmanın öncülerinden Berzeg Sefer Kaymakamlığa. emekli Binbaşı Maan Alı d Jandarma Komutanlına aranmış e ayaklanma bu suretle seri bir şekilde yayılmaya başlamıştır. Kısa bir zaman içinde Bolu, Hendek, Adapazarı ve Safranbolu’da insanlar “Müslümanlık” gayreti ile ya da “padişah yanlısı” olduklarını göstermek amacıyla ayaklananların safına katılmışlardır.
Tehlikenin büyüklüğü karşısında yeni kurulan Büyük Millet Meclisi’nin Muvakkat İcra Vekilleri Heyeti (Geçici Yürütme Kurulu) bölgeye askeri birliklerle beraber halkı yatıştırmak için Ankara’dan Hüsrev Gerede, Adapazarı’ndan da Sait ve Kazım Beyler başkanlığında birer “Nasihat Heyeti”, gönderilmiştir. Fakat bu girişim sonuçsuz kalmış. Gerede Heyeti asiler tarafından tutuklanmış, Sait ve Kazım Beyler öldürülmüştür. Bunun üzerine Gevve’deki tümenden sonra Çerkez Ethem birliği ve diğer Kuvay-ı Milliye birlikleri bölgeye yollanmış, Ali Fuat (Cebesoy) ile Refet (Bele) ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilmiştir. 23-31 Mayıs 1920 tarihleri arasında başlayan ayaklanmayı bastırma harekatı, 26 Mayıs’ta Çerkez Ethem kuvvetlerinin Düzce’yi ele geçirmesiyle ve ayaklanmanın ele başılarıyla birlikte 53 kişiyi idam etmesiyle ve aynı gün Refet Bele kuvvetlerinin Bolu’ya girmesiyle devam etmiş, Refet Bey’in 31 May Gerede’ye girmesiyle sonuçlanmıştır.

İKİNCİ DÜZCE AYAKLANMASI (19 TEMMUZ- 23 EYLÜL 1920)

Birinci Düzce ayaklanmasının bastırıldığı günlerde Yozgat’ta da bir ayaklanmanın başlaması üzerine Çerkez Ethem’in ve Binbaşı Çolak İbrahim’in kuvvetleri Genelkurmayca Yozgat bölgesine, düzenli orduya mensup birlikler de Yunan saldırılarını karşılamak amacıyla cepheye gönderilince bu bölgede daha önce dağılıp sineı1 asiler yeniden toparlanmaya başlamışlardır. Bu defa ayaklanan Çerkez ve Abazaların düşünceleri, Hendek’i almak, İzmit ile bağlantı sağlayıp Yunanlılarla birleşmek ve güya kendi hayat ve geleceklerini milli kuvvetlerden kurtarıp, garanti altına almak şeklinde gelişmiştir. 8 Ağustos’ta Düzce’yi ele geçirmeyi başaran asilerin üzerine Ankara, Eskişehir, Bilecik ve Uşak’tan takviye birlikler gönderilince yok edileceklerini anlayan asiler hareketlerine son vermişlerdir. Bunda Ali Fuat Paşa’nın Abaza başkanlarıyla görüşmek üzere gönderdiği aracıların da olumlu katkısı olmuş ve 66 gün süren ayaklanma bu şekilde sonuçlanmıştır.


KUVAYI İNZİBATIYE HAREKATI
Dördüncü kez 5 Nisan 1920’de kabinesini kuran Damat Ferit’in milli mücadeleyi boğmak için başvurduğu yollardan biridir. Kuvayı İnzibatiye adı verilen buyarı-resmi askeri örgütün diğer adı Hilafet Ordusu’dur. Komutanlığına Süleyman Şefık Paşa’nın arandığı Kuvay-ı İnzibatiye üç piyade alayı ve bir topçu taburundan oluşmuştur. 18 Nisan 1920’de kurulan bu oluşumun hemen öncesindeki önemli gelişmeleri hatırlamak yararlı olacaktır. 11 Nisan’da Şeyhülislam Dürrizade El Seyid Abdullah’ın fetvası ile Mustafa Kemal ve onunla beraber hareket edenlerin öldürülmelerinin İslam dinince caiz olduğu ilan edilmiş, buna mukabil Ankara da Börekçi- zade Mehmet Rıfat Efendi’nin fetvası ile (16 Nisan 1920) haklılığını aynı zeminde kanıtlamaya girişmiştir. Artık İstanbul ile Ankara arasındaki bütün köprüler atılmış ve geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Bu arada İngilizler de denetimleri altındaki Türk silah depolarından Kuvayı Inzibatiye’ye silah dağıtılmasına izin vermektedirler.

Süleyman Şefik Paşa kendisine sonradan katılan Anzavur Ahmet ile anlaşmazlığa düşünce İstanbul’a dönmüş ve Kuvayı İnzibatiye’nin başına Yarbay Senai geçmiştir. Kuvayı İnzibatiye’nin bu dönemdeki amacı Geyve boğazını alarak Eskişehir istikametinin yolunu açmaktır. Bu amaçla top ve makineli tüfeklerle pekiştirilmiş 2 000 kişilik bir kuvvetle Geyve boğazına taarruza karar verilmiştir. Anzavur Ahmet’in komutası altında 15-16-17 Mayıs’da saldırılar gerçekleştirilmiş, her defasında geri püskürtülen Anzavur Adapazarı’ndan ayrılarak İstanbul’a dönmüştür 23 Mayıs ta yeniden temasa edilen Kuvayı İnzibatiye birlikleri ağır bir yenilgiye uğratılmış. 3 subay. 40 kadar er esir edilmiş, 4 topla 4 makineli tüfek ve çok sayıda malzeme ele geçirilmiş, Sapanca ve Adapazarı kurtarılmıştır. Hilafet Ordusu’na son darbe 14 Haziran sabahı baslayan taarruzla vurulmuş, zaten yenilgiler ve askerden kaçanlar nedeniyle iyice zayıflayan birlikler tamamen etkisiz hale getirilmiştir.

Yozgat ve çevresinde çıkan bir dizi ayaklanma girişiminin gerisinde İstanbul Hükümetini destekleyen Hürriyet ve Itilaf Partisi’nin Yozgat başkanı Çapanoğlu Edip ve kardeşi Celal’in çabaları yer almaktadır. Bu yörede nüfuz alanı geniş olan Çapanoğlu Kardeşler sürekli olarak “Ankara’da toplanacak olan meclisin padişahın isteklerine ve yasalara aykırı olduğu” yolunda propagandalarla halkı Büyük Millet Meclisi aleyhine kışkırtmaya çalışmışlardır. Bölgedeki karışıklıkların ilki Yıldızeli’nde yaşanmıştır.

Kılıç Ali birlikleri Ak Madeni civarında asilere küçük çapta üstünlük sağlarken, ta Haziran’da Yozgat asiler tarafından işgal edilmiştir. Ayaklanma civar bölgelere de yayılırken 15/16 Haziran gecesi Arrova ve Çamlıbel karakollarının basıldığı görülmüştür. Durumun tehlikeli bir hal alması üzerine Genelkurmay Başkanlığı 19 Haziran 1920’de Çerkez Ethem’i ayaklanmayı bastırmakla görevlendirmiştir. 70 subay, 2100 piyade, 1300 atlı, dört kudretli dağ topu, bir sahra topu, sekiz makineli tüfekle 23 Haziran’da sabahın erken saatlerinde Yozgat önüne gelen Çerkez Ethem Müfrezesi öğleye kadar süren çarpışmaların Yozgat’ı ele geçirmiştir.

Yozgat’ta kurulan askeri mahkemede elebaşılardan 12 kişi asılmış, Celal ve Edip kardeşler kaçmışlardır. Kaçanlar Yozgat-Alaca yolu üzerindeki Arapseyfi civarında Ethem’in kuvvetleriyle yeniden karşılaşmış, burada da 300 civarında kayıp vermişlerdir (27 Haziran 1920). Bu tarihlerde Yunan Ordusu’nun da Bursa ve Uşak üzerine doğru büyük bir sal din başlattığı dikkate alınacak olursa, bu tür ayaklanmaların nelere mal olduğu anlaşılabilir. Dirençleri büyük ölçüde kırılan asiler bundan sonra küçük çaplı çarpışmalarla dağıtılmışlardır.

İKİNCİ YOZGAT AYAKLANMASI (5 EYLÜL-30 ARALIK 1920)
Birinci ayaklanma sonunda afdileyerek hayatta kalan asilerden oluşturulan 500 kişilik Akma Alayı cepheye gönderilmek istenince kaçarak yeniden asi durumuna geçmişlerdir. Bu asiler 8 Eylülde Çengelhan’da yağmacılık yapmışlar, 9 Eylül’de de Ortaköy’ü basmışlardır. Üzerlerine gönderilen İkinci Kuvayı Seyyare ile Nogaykızıközü, Ayvalıközü ve Koyunculu çarpışmaları sonucunda asiler dağılarak kaçmışlardır (25 Eylül 1920). Bundan sonraki dönemde Akmağdeni ve Zile yörelerin de yapılan taramalarda birçok asi ele geçirilmiş ve ikinci Yozgat ayaklanması Aralık ayı sonlarında tamamen bastırılmıştır.

ZİLE AYAKLANMASI
(25 MAYIS-21 HAZİRAN 1920)
Bu ayaklanma Yıldızeli ve Yozgat olaylarıyla iç içe gelişmiştir. Buralardaki olaylardan cesaret alan Avukat Ali, eski Bucak Müdürü Naci, eski mal müdürünün oğlu İhsan’ın 30 kadar atlıyı toplaması ile başlayan tehdit edici gelişmeler üzerine bölgeye gönderilen Ş. Tümen, Yarbay Cemil Cahit komutasında duruma müdahale etmiştir. Halkı hükümet aleyhine kışkırtmaya çalışan asilerle ilk ciddi çarpışmalar Zile’de yaşanmış, 150 kadar asi ölü ve yaralı olarak etkisiz hale getirilmiş, 30 kadarıda teslim alınmıştır. Yakalananlardan 50 kişi askeri mahkemede yargılanmış ve 22’si idam cezası almıştır.

MİLLİ AŞİRETİ OLAYI
(1 HAZİRAN-8 EYLÜL 1920)
Özellikle İngiltere’nin ve Fransa’nın olumsuz propagandaları, para yardımı ve bir takım vaatler, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki aşiretleri Türklerden ayırarak bağımsız bir Kürdistan fikrine yöneltmiştir.’ Bu çerçeve de Milli Aşiretinin ileri gelenlerinden Mahmut, İsmail, Halil, Bahur ve Abdurrahman Beyler güneydeki düşmanlarla gizli temas ve bağlantı kurmuş ve harekete hazır hale gelmişlerdir. Fransızların Haziran ayı başlarında Urfa’yı ikinci kez ele geçirme girişimleri sırasında Milli Aşiretinin de Siverek yönünde harekete geçmesi TBMM Hükümeti için ciddi bir sorun halini almıştın ilk etapta 13. Kolordunun 5. Tümeni bölgeye gönderilmiş, 18 Haziran’daki çarpışmalardan sonra güneydoğuya kaçan asiler dışarıdan aldıkları destekle güçlenerek 24 Ağustos’ta t 000’den fazla kuvvetle yeniden saldırmaya geçmişler ve Viranşehir’i ele geçirmişlerdir. 7/8 Eylül’de 5. Tümenin gerçekletirdiği taarruz karsısında tutunamayan asiler Suriye tarafına kaçmışlardır.


CEMİL ÇETO OLAYI (20 MAYIS-7 HAZİRAN 1920)
Garzan’da Bahtiyar Aşireti Reisi Cemil Çero, bazı aşiret reislerini kendi etrafın da toplayarak bölgede hükümet kurma girişimlerine başlamıştır. Bu çerçevede Reşkotan aşiretini kendi yanına çekmek için tehditkar teklifler götürmüş. ancak Reşkoran aşireti başkanı tehditlere aldırmayarak hükümete sadakatini vurgulamıştır. Yine de harekete geçen Cemil Çeto, bir süre Garzan yöresine hakim olmuşsa da 13. Kolordunun aldığı önlemler üzerine hakimiyetini yitirmiştir. Adamlarının Çoğunu kaybeden Cemil Çeto 7 Haziran 1920’de dört oğlu ile birlikte teslim olmuştur.





KoNsAnTrE



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş! Google'de Paylaş!Yahoo'da Paylaş!Live'de Paylaş!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Eski 10-11-2006, 13:50
8969 - ait Avatar
KoNsAnTrE
8969 Varlığını Hissettiriyor8969 Varlığını Hissettiriyor8969 Varlığını Hissettiriyor8969 Varlığını Hissettiriyor
Kayıt : 06/06/2006
Forum : Çok İyi
Ortam : Süper
Yaradılış : -
İkamet :
Yaşı :
Mesleği : Otomasyon
Mesaj Sayısı : 3.369
Uyarıları : 0/0 (0)
Tecrübe : 100
Rütbe :
 

KONYA AYAKLANMASI
(2 EKİM-22 KASIM 1920)
Bu ayaklanma da Kuvayı Milliyecileri asi ve kafir olarak gören, Anlaşma Devletlerine karşı milli bir direnişin mümkün olamayacağına inanan kişilerin ön ayak olduğu türdendir. Kaynağını bir yıl öncesi Konya valisi Cemal Beyin Kuvayı Milliye aleyhine yürüttüğü faaliyetlere bulmak mümkündür. Ulusal güçlerin direnişinin yakında Konya’nın anlaşma devletlerince işgal edilmesine yol açacağı yolundaki propagandalar Kuvayı Milliyecilerin Yunan’lılarla savaşmak yerine Türk köylerini soyduğu şeklindeki söylentilerle beslenince beklenen gelişme olmuş Çumra’da Deli Baş Mehmet çoğu asker kaçağı yaklaşık 500 kişilik bir çeteyle baskın yaparak buraya egemen olmuştur. Daha sonra Konya’ya yönelen Delibaş, bir yandan da kendi yandaşlarını Konya’ya vali, polis müdürü ve jandarma komutanı olarak atanmıştır. İsyancılara Akşehir ve Beyşehir’in de katılması, Konya ve Isparta sancaklarının Konya’ya yakın yerlerinin asilerin eline geçmesi durumu ciddileştirmiştir. TBMM Hükümeti ayaklanmayı bastırma görevini Albay Refet’e (Bele) vermiştir. Refet Bele komutasındaki birlikler 6 Ekim’de Konya’yı, 16 Ekim’de Bozkır’ı, Seydişehir’i ve Beyşehir’i, 23 Ekim’de Çiğil’i ele geçirmeyi başarmıştır. Güçlerini önemli ölçüde yitiren ve da ayaklanmacıların etkinliğinin tamamen ortadan kalkması, 10 Ekim’de Dinar’dan hareket eden Demirci Mehmet Efe’nin önce Akseki’yi alması, 22 Kasım’da da Isparta’ya varmasıyla mümkün olmuştur. Konya ayaklanmasına karışanların yar Konya İstiklal Mahkemesi’nde yapılmıştır. Su sabit görülen 24 kişi idam cezasına çarptırılmıştır.

DEMİRCİ MEHMET EFE
AYAKLANMASI (1-20 ARALIK 1920)
Çeşitli isyanların bastırılmasında emeği geçen Demirci Mehmet Efe (1885-1959) Birinci Dünya Savaşı esnasında kendisine yapılan onur kırıcı bir muameleden dolayı bulunduğu yerden kaçarak dağa çıkmış, kısa zamanda toplanan yaklaşık 200 kişilik bir çeteyle Ödemiş civarında ün salmayı başarmıştır. Ulusal Kurtuluş savaşı sırasında Yunanlıların cazip vaatlerini reddederek milli kuvvetler safında yer almıştır. Kendisine 5 ekim 1919’da Aydın Cephesi Umum Kuvayı Milliye komutanı adı verilmiştir.

Düzenli ordu kurulması aşamasında milis kuvvetlenam de lağvedilmesi gerektiği gerçeğinin ortaya çıkması Demirci Mehmet Efe’yi tereddüde düşürmüştür. Mehmec Efe 22-23 Kasım gecesi İçişleri Bakanı ve Güney Cephesi Komutanı Refet Bey’den şöyle bir şifreli telgraf alır: “Artık milis teşkilatının şimdiye kadar olduğu gibi devamına sebep ve mahal kalmamıştır. Şimdiye kadar bunların gördüğü vazifeleri, şimdiden sonra ordu göreceğinden, Kuvayı Mılliye teşkilatı lağvedilmiştir. Demirci Ere bundan sonra askeri bir sıfat ve nizam altında adi takip kuvvetleri komutanı olarak benim refakatimde vazife görecektir. Artık “Demirci Mehmet Efe” yerine Mehmet Beyefendi” tabiri kullanılacaktır,”

Teklifi kabul etmeyen Demirci Mehmet Efe’nin bu sıralarda Ankara ile ilişkileri gerginleşen Çerkez Ethem’le birleşme ihtimalinin ortaya çıkması Albay Refet Bey acil önlem alma durumuna getirmiştir; Demirci Mehmet Efe tasfiye edilecektir.

Demirci Mehmet Efenin yakalanması için Güney cephesi Komutanlığının 11 Aralık’ta başlattığı harekat içinde ilk teması 16 Aralıkta Keçiborlu’nun 20 km. kadar güneydoğusunda İğdecik Köyü’nde gerçekleşmiş, arazinin engebeli oluşundan yararlanan Mehmet Efe kaçmıştır. 18 Aralık’a süren takibatta Demirci’nin 800 adamından 700 kadarı yakalanmıştır. Araya sokulan aracılar vasıtasıyla ikna edilen Demirci Mehmet Efe 30 Aralık 1920’de teslim olmuştur. Daha önceki hizmetleri karşılığında havan bağışlanan Mehmet Efe köyünde sakin bir hayat sürdürerek 1959 yılına kadar yaşamıştır.





ÇERKEZ ETHEM VE KARDEŞLERİNİN AYAKLANMASI (27 ARALİK 1920-23 OCAK 1921)

Ethem Bey Bursa’da yerleşmiş olan, emlak ve arazi sahibi Ali Bey’in küçük oğludur. Ağabeylerinden biri Saruhan Milletvekili Reşit, diğeri ise Yüzbaşı Tevfik Beylerdir. Askerlik teskeresini başçavuş olarak aldıktan sonra Balkan Savaşları sırasında Çürüksulu Mahmut Paşa kolordusunda süvari subay vekili olarak görev yapmış, birkaç ay sonra da Bandırma’ya ailesinin yanına dönmüş, fiili askerlik hizmetini tamamlamıştır:

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali sonrasında kurulan yerel direnme örgütleri arasına Çerkez Ethem bir kısım atlı kuvveti ile Salihli Cephesi’ni kurmuştur, Daha sonra Kuvayı Seyyare adı verilen kuvvetleriyle özellikle Anzavur kuvvetlerinin dağıtılmasında Düzce Adapazarı ve Yozgat isyanlarının bastırılmasında önemli hizmetleri olmuştur Ancak düzenli ordunun kurulması aşamasında kuvvetlerinin dağıtılmasını kabullenmeyerek, ağabeyleri Tevfik ve Reşit Beylerle birlikte Ankara Hükümeti’ne karşı cephe alma noktasına gelmiştir. Batı Cephesi Komutanlığı sınırları içinde elde ettiği şöhret ile birlikte Ethem ve kardeşlerinin Büyük Millet Meclisi otoritesinin dışına çıkmak istemelerinde çeşitli etkenler rol oynamıştır. Bu etkenler şöyle sıralanabilir: Yozgat isyanını bastırması sırasında yargılamak istediği Ankara Valisi Yahya Galip’in bu şekilde usulsüz yargılanmasına Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal’in engel olması; Büyük Millet Meclisi’nin 18 Eylül 1920 gün ve 42 sayılı kararla kurduğu İstiklal Mahkemelerini asker kaçaklarını yargılayacak tek makam Olmasını kardeşleriyle birlikte reddetmesi; İçişleri Bakanlığına ait olan asker toplama yetkisini yasa dışı olarak kendi adamlarıyla yürütmek istemesi; Batı Cephesi’nin ikiye bölünmesine ye Güney Cephesi Komutanlığının Albay Refet’e verilmesine karşı çıkması; düzenli ordu fikrine şiddetle karşı durması; Başkomutanlık emir ve komuta yetkisinin sadece Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu 18 Kasım l920’de ilan edilmesi; Ethem kuvvetlerini diğerlerinden ayırt etmek için verilen “Birinci Kuvayı Seyyare” adını küçümseme sayarak ısrarla “Umum Kuvayı Seyyare ve Kütahya Havalisi Komutanlığı” adını kullanmak istemesi: Büyük Millet Meclisi’nce gelişigüzel er toplanmasının yasaklanması; Batı Cephesi Komutanlığının oluşturduğu “Simav ve Havalisi Komutanlığı”nın reddedilmesi ve Komutan Yarbay İbrahim Bey’in Yüzbaşı Tevfik Erhem’in ağabeyi) tarafın dan geri gönderilmesi; Batı Cephesi Komutanlığı’nca birliklerdeki silah ve cephanenin denkleştirilmesi işini reddetmeleri. Bunların yanı sıra, Ethem’in prestijinin en yüksek olduğu dönemde siyasal olarak da farklı bir yöne eğilmesi, bolşevizm akımından etkilenmesi Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile arasının açılmasında etkili olmuştur. Çerkez Ethem’in bu dönemde Sovyetlerin An kara’da kendisini Mustafa Kemal’e yeğ tuttuklarına inandığı belirtilmektedir.

Bütün bu gelişmeler kardeşleri ve bir grup yandaşı ile Çerkez Erhem’in tavrını kesinleştirmesine ve kendisini” Umum Kuvayı Seyyar ve Kütahya Bölgesi Komutanı” ilan etmesine yol açmıştır. An kara Hükümeti başlangıçta az- tasma girişimlerinde bulunduğu halde bundan bir sonuç almamamıştır. Ethem bir yandan milli müfrezeleri kendisi ile iş birliği yaparak hükümete karşı tavır almaya, diğer yandan kıta subaylarını kurmaylar aleyhine kışkırtmaya çalışmıştır. Sonuçta Batı ve Güney Cephe toplam 796 subay, l 596 er, 8 750 tüfek, 63 ağır makineli tüfek, 32 top ve 4111 hayvan sağlanarak Çerkez Ethem’in üzerine bir harekat düzenlenmiştir. Bu sırada Ethem kuvvetlerinin genel toplamı 4 650 insan, 2 otomatik tüfek, 6 ağır makineli tüfek ve 4 top şeklindedir.” Yapılan çarpışmalar sonunda Kütahya’dan Gediz’e çekilmek zorunda kalan Ethem, İnönü mevziindeki Yunan saldırılarını etkisiz hale getiren düzenli ordunun tekrar kendisine yönelmesi üzerine Yunanlılara sığınmıştır.
Çerkez Ethem’in isyanı konusu çeşitli çevrelerce sürekli istismar edilmiştir. Bu çevreden gelen iddialar ağırlıklı olarak siyasal amaçlıdır. Bu nedenle de bilimsel olma kaygısı taşımamaktadır.”


KOÇKİRİ AYAKLANMASI (6 MART 17 HAZİRAN 1921)
Yaklaşık iki ay süren bu ayaklanma Sivas, Erzincan Ve Tunceli yöresini etkisi altına almıştır. Merkezi Zara olmak üzere 10 kaza ve 135 köyü kapsayan bir bölgede yaşayan Koçkirililer; İbolar, Zazalar, Balular, Kertehiler ve Sarular isimli beş büyük kabileden oluşmaktaydı.’ Aşiret reisleri arasında adı geçen Mehmet İzzet, Hasan Askeri, Kazım, Alişir Beylerin yanı sıra Kürt Teali ve Teavün Cemiyeti’nin İmranlı şube başkanı Haydar Bey bölgede egemen olarak yönetimi ellerinde bulundurma isteği ile ayaklanmaya öncülük eden isimlerdir.
Ayaklanma, bölgedeki 6. Süvari Alayı’nın bir grup asker kaçağını yakalamak isterken baskına uğramasıyla 6 Mart 1921’de başlamıştır. 8 Nisan’da aşiret başkanlarından Mehmet Naki, Alişir, Ibrahim,. Mustafa, Mahmut Mansur ve Seyithan imzalı bir telgraf Büyük Millet. Meclisi’ne gönderilir. Asiler bu telgrafla Koçkiri (Zara ile Divriği, Refahiye Kuruçay ve Kemah ilçelerinin seçkin bir vilayet haline konularak bir Kürt valinin başa geçirilmesini ve bunun yanına da bir Türk vali muavini vermek suretiyle bir idarenin kurulmasını, henüz önemli miktarda kan dökülmemişken sorunun halledilmesini istemişlerdir.
11 Nisan’da ayaklanmayı bastırma harekatına başlayan Merkez Ordusu’nu zor bir görev beklemekteydi: Taarruzlar, ayaklanmanın düzenleyicileri ve kışkırtıcıları olan elebaşılara ve onlarla birlik olanlara karşı yöneltilecek, ilişkisi olmayan halkın gönlü alınacak ve hükümet tarafına geçmeleri sağlanacaktır 22 Nisan’da harekatın birinci evresi sona erdiğinde asiler küçük gruplar halinde kuzey ve kuzey doğu yönünde kaçmışlardır. Bundan sonraki ikinci etapta geniş çaplı takip harekatı asilerin etkinliği iyice kırılmış, 17 Haziranda asilerin elebaşılarından Haydar Bey’in kardeşi Alişan ve 32 asi ileri geleni ile 500’denı fazla asi teslim olmuş, bunlar muhakeme edilmek üzere Sivas’a gönderilmişlerdir.”
Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa, bu tür olayların tekrarlanmaması için “Asi köylerini dağıtmak, bunları Anadolu’nun bölgelerine, Türklerin arasına serpiştirmek.” tezini savununca Büyük Millet Meclisinde özellikle Doğulu milletvekilleri buna karşı çıkarak bir soruşturma kurulunu görevlendirmişlerdir. Bu geliş meler karşısın Genelkurmay Başkanlığı Nurettin Paşa’yı görevinden almıştır.

PONTUS HAREKATI
Pontus, Samsun-Trabzon çevresinde yaşayan Rumların kurduğu eski bir krallığını adıdır. Sadece M,O. 28l’de bağımsız olmuş, bu da ancak 63 yıl sürmüştür. Bu tarihten sonra hep başka devletlerin egemenliği al tında varlığını sürdüren Pontus Krallığı’na, Fatih Sultan Mehmet Tarbzon’u alarak son vermiş ve bundan sonra buradaki Rumlar diğer azınlıklar gibi Osmanlı Devletinin’de uzun yıllar huzur ve barış içinde yaşamaya devam etmişlerdir.

ANZAVUR İSYANI
Yrd. Doç. Dr. ORHAN HÜLAGÜ
A. Ahmel Anzavur’un Birinci İsyanı (1 Ekim - 25 Kasım 1919)
Türk milleti, Milli Mücadele yıllarında sadece işgalci kuvvetlerle değil düşmanın içerdeki kukla ve işbirlikçilerinin kışkırttığı, aldattığı kendi öz kardeşleri ile de mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu yüzden birçok kahraman Türk evladı hayatını kaybetmiş, memleket birçok maddi ve manevi zarara uğramıştır. İşte bütün bu karışıklıklar ve kışkırtmaların revaçta olduğu bir sırada, İngilizlerin. gizli gayelerine uygun olarak hazırladıkları ortam sonunda meydana gelen ve padişah taraflısı h hüviyet taşıyan Ahmet Anzavur’un Milli Mücadele aleyhine saldırtılması, bu mücadeleye karşı girişilen önemli hareketlerden biridir.
Ahmet Anzavur. sarayla bağlantısı sebebiyle hilafeti ve saltanatı birinci planda tutan, saraydan aldığı paralarla geçinen, kültürden yoksun biri idi. Kendisi aslen Kafkasya’dan göçeden ve Biga havalisinde yerleşen Çerkez bir aileye mensuptur ‘
Okuma yazma bilmediği halde Jandarma Karakol kumandanlığına getirilen Ahmet Anzavur, vazifesi sırasında yapmış olduğu birtakım su istimallerden dolayı Konya’ya sürülmüş, bilahare Kütahya’da tabur kumandanlığında bulunmuştur. Alaylı bir subay olarak yükseldiği jandarma binbaşılığı rütbesindeyken emekli olduktan sonra, Bigada oturan Anzavur, itibarlı biri olarak .tanınırdı. 23 Nisan 1919 tarihinde üçüncü sınıf maaşla İzmit sancağı Mutasarrıflığına tayin edilen Ahmet Anzavur, 1919 yılı Ağustos ayına kadar bu görevde kaldı. 1919 yılının Ekim ayından itibaren 1920 yılı ortalarına kadar Balıkesir ve çevresiyle Ada- pazarı dolaylarında nıii1 harekete karşı çeşitli isyan hareketleri içine giren Anzavur. 8 Nisan 1920 tarihinde Mirimiranlık rütbesiyle Karasi sancağı Mutasarrıflığına tayin edilmiştir. Nitekim giriştiği isyan hareketleri sonucunda 15 Nisan 1921 tarihinde Karabiga yakınlarındaki Adliye köyü civarında, Çiftlikköylü Mehmet Efe tarafından başı kesilerek öl dürülmüştür.

Anzavur, işgal öncesi gerginliğini yaşayan Bursa ve Balıkesir çevresinde, özellikle İstanbul’dan aldığı destek ile iki defa ayaklanma hareketine girişmiştir. 0 önce bölgede taraftar toplamak ve kuvvetlenmek için çalışmaya başlamış 10, 25 Ekim 1919’da Gönen. Manyas do1 dolaşarak mi11 kuvvetler aleyhinde olduğunu açıkça söylemiş bölgede teşkilat kurmaya başlayarak evvela yöreden eşkıya Kadir diye tanınan Hacı Yakup ile anlaşmıştır. 2 Kasım 1919 tarihinde Susurluk’a gelerek halka “Milli hareketle ilgili toplanan paraların hesabını görmek için Balıkesir’e gideceğini ve o sıralarda Balıkesir ve Alaşehir’de toplanan mahalli kongreleri basıp dağıtacağını, isteyenlerin kendisine katılabileceğini, padişahın arzusu dışında askerin silah altında tutulamayacağını, isteyenlerin kendine katılmakta serbest olduklarını” söylemiş ve burada 40 kadar er devlete ait hayvanlarla Ahmet Anzavur’a katılmıştı

Bu bölgede Anzavur’dan başka milli hareket aleyhine kurulmuş, Şah İsmail ve Davut Çeteleri gibi kuvvetler de vardı. 14 Ahmet Anzavur’un takibi ve menfi faaliyetlerine mani olmak için. 3 Kasım 1919 da Bursa’dan yola çıkarılan 174. Alay Komutanı Yarbay Rahmi Bey komutasındaki 6 subay, bir doktor, 169 erden oluşan bir müfreze, 4 Kasım 1919 sabahı şafakla beraber Karacabey’e girmiş , kasaba içinde Şah İsmail ve Davut çetelerine ait silahlı kimselerin dolaştığını görünce, bir kısım erleri bunları çağırmak için göndermiş silahlı bu kişilerin ansızın bu erlere ateş etmeleri üzerine müfreze mukabil harekete geçerek asiler üzerine taarruz etmiştir. Fakat daha evvelden sığındıkları evlerden ateş eden Şah İsmail ve 8 kişilik avenesi ile diğerleri arlarını ve bir kısım silahlarını bırakarak kaçmışlardır. 16 3/4 Kasım gecesi Ahmet Anzavurun üzerine gönderilen 65 kişi mevcudlu bir piyade bölüğü ile 2 makinalı tüfekli bir kuvvet. Balıkesir’den Susurluk’a gelmiş fakat Anzavur buradan daha önceden ayrıldığından hiç bir şey yapmadan geri dönmüştür. Bu sırada Anzavur. Balıkesir’den Bandırma’ya girmekte olan yedi asker? arabayı Göb Köyü mevkiinde çevirerek atlarını almış ve kendi oğlunu 20 kişilik bir maiyeti ile bu köyde bırakarak ayrılmıştır. 5 Kasım 1919’da Karacabey ‘deki Yarbay Rahmi Bey müfrezesinden bir subay komutasında 25’er telefon hattını tamir etmek için gittikleri Ulubat köyünden dönerken, Asi Çerkezlerin hücumuna uğramış, müfreze komutanı ile bir kısım erler esir edilmiştir. 13 Kasını 19l9’da Edremit Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey Manyas’a giderek Ahmet Anzavur’u iknaya çalışmış , buna inanmış görünen Anzavur, “Beni aldatmışlar. İslamlar arasına ikilik sokan gizli eller var, eğer isterseniz bana da cephede bir göre şeklinde cevap vermiştir Hamdi Bey’in bu konuşmayı Balıkesir’e dönüşünde 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Özalp’a bildirmesi üzerine Albay Kazım. Bey. 6/7 Kasım l9l9da buna inanarak Kolordu gönderdiği telgraf “Bu mesele çözülmüştür. Anzavur’un kovalanmasına lüzum yoktur.” talimatında bulunmuştur. Halbuki Ahmet Anzavur bugünlerde teşkilatını daha da genişletmeye çalışmış , bu arada Şah İsmail, Mustafakemalpaşalı Zafer 70 kadar maiyeti ile birlikte Yarbay Rahmi’nin Karacabey’de ellerinden aldığı hayvanları geri vermediğini bahane ederek Ahmet Anzavur’a katılmıştır.
a. Ayaklanmanın Sebepleri
Birinci Anzavurur ayaklanmasının belli başlı sebeplerini şöyle hülasa edebiliriz:
1- Boğazlardaki üstünlüğü korumak isteyen ve Anadolu ile Trakya’daki Kuva-yı Milliyecilerin birleşmesine. karşı olan İngiltere’nin kışkırtmaları,
2- İngiltere’nin güdümündeki Damat Ferit Paşa’nın yeniden sadrazam olmak ve Kuva—yı Milliyecilerden intikam almak istemesi,
3- İngiltere’nin ayaklanmanın işgalci Yunanlılara karşı direnen milli kuvvetleri zayıf düşüreceğini umması,
4- Bazı Kuva-yı Milliyecilerin yaptığı bir kısım hatalar.

Birinci Anzavur isyanının sebepleri arasında İngiltere’nin tahriklerini rolü önde gelir. İngiltere Mondros Mütarekesi’nden sonra hakim vaziyete geldiği Boğazlar ve Marmara Denizi’ndeki mevcut durumunu korumak ve devam ettirmek, Kuva-yı Milliye’yi buralara yaklaştırmamak, burada bir tampon bölge meydana getirmek istiyordu. Ahmet Anzavur, kuvvetlendikçe, kendine güveni artıyor ve pervasız hareketlerde bulunuyordu 12 Kasım 1919 da 300 kişiyle Susurluk’a gelen Anzavur , Balıkesir’deki milli kuvvetleri arkadan vurmak niyetinde olduğu halde halka, bu defa fikir değiştirdiğini ve Yunanlılara karşı çarpışmak üzere Balıkesir’e geldiğini söylemişti. Bu arada asi maiyeti kışlayı yağma etmiş, halkın hayvanlarını almış ve toplara da el koymuştur. Bandırma’daki Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa’nın cepheyi teftiş maksadıyla Salihliye gitmiş olması Anzavur’un işini kolaylaştırmıştır.

Bu durumdan faydalanan Ahmet Anzavur, 13 Kasım 1919 günü Susurluk’ta bir müfreze bırakarak Susurluk—Balıkesir yolu üzerinde bulunan Demirkapıya hareket etmiştir. Bunu duyan 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Özalp, Anzavur Balıkesır’e girmesini önlemek için 14 kasım 1919 sabahı topladığı kuvvetlerle Demirkapı istikametinde yola çıkmıştır. 30 Aynı gün Karacabey’deki 174. Alay müfrezesi Kolordu emriyle Bandırmaya doğru yola çıkarılmışken Albay Kazım Özalpın emriyle yönünü değiştirerek Susurluk’a doğru yönelmiştir. Ayrıca Yarbay Rahmi Bey aldığı bir emirle 14 Kasım 1919 günü 125 piyade. 35 süvari ile Karacabeyden Susurluk’a hareket etmiştir.

b. Demirkapı ve Sultan Çayırı Çarpışmaları, Bozguna Uğrayan Anzavur’un Takip Edilmesi
61. Tümen Komutanı Albay Kazım Özalp, 15 Kasım 1919 saat 15,30da Demirkapı sırtlarına gelmiş, Anzavur da kuvvetlerinin çoğu ile Demirkapı’nın güney sırtlarını tutmuş, bir kısım kuvvetlerini de gerisini tehdit etmekte olan Yarbay Rahmi Bey müfrezesine karşı Susurluk cihetine göndermiştir Dolayısı ile 16 K ısım 1919 da Anzavur iki ateş arasında idi. Kısa bir çarpışmadan sonra Anzavur, Susurluk’tan getirmiş olduğu topları, cephaneleri ile birlikte bırakarak kaçtı. Geride 10 Kadar ölü 40 tane de yaralı bırakmıştı. Milli Müfreze’den ise iki subay, 15 er yaralanmış, 8 er de şehit edilmiştir.

16/17 Kasım gecesi maiyeti ile birlikte Susurluk istikametine doğru kaçan Ahmet Anzavur, Der-i-kebir köyü civarında 20 kişilik bir müfreze ile çarpışmış Anzavur’un atı bu çarpışmada vurulmuş fakat kendisi kurtulmuştur. Bunun üzerine bölgeyi tamamen temizlemek gayesi ile Salihli cephesinde bulunan Çerkez Ethem vazifelendirilmiştir. Çerkez Ethem 150 atlı ile 19/20 Kasım 1919’da Balıkesire gelerek, Tenkil Kuvvetleri Komutanı Yarbay Rahmi Bey’in yardımcısı olarak vazifesine başlamış ve diğer milli kuvvetlerle beraber yaptığı takib hareketi bir ay kadar sürmüştür. 21 Kasım 1919 günü akşamı Çerkez Ethem Susurluk’a geldiğinde, Ahmet Anzavur 22 Kasım 1922 günü Gönen’e geçmiş, telgrafhaneyi ele geçirerek Yusuf İzzet Paşa’ya ve Çerkez Ethem’e tehdit telgrafları çekmiştir. Gönen’de mevcudunu 130 kişiye çıkaran Anzavur, 25 Kasım’da Gönen’e gelen Çerkez Ethemle çatışmaya girmeden Bayramiç’e bilahare Saraçlar köyüne çekilmiş ve Çerkez Ethem’in yaptığı taarruz sonunda 10 kadar ölü bırakarak buradan da kaçmıştır. 27 Kasım 191 9da Yarbay Rahmi Bey müfrezesi 390 er ve 24 subayla Gönen’e gitmek üzere Aksakal istasyonuna geldiklerinde, karşılaştıkları elli kadar atlıyla giriştikleri çatışma sonunda asileri Karacabey’e doğru kaçırdılar, fakat daha sonra bunları takib etmediler. Çerkez Ethem kuvvetleri asileri takib ederek Karacabey’e geldi. Ahmet Anzavur burada da tutunamayarak Kirmasti’ye (Mustafakemalpaşa) sığınmak istedi. Fakat gönüllülerden teşekkül eden halk, 11 subay ve 110 er ilçenin etrafını ablukaya alınca buraya da giremeyen Anzavur, Kirmasti’nin 12 kilometre kadar doğusunda bulunan Söğütalan köyüne sığındı. 40 Yarbay Bey Çerkez Ethem kuvvetleri ile birlikte elindeki bütün arabalara erleri bindirmek suretiyle 30 Kasım 19 19 günü Söğütalan köyünü sararak Ahmet Anzavur’u sıkıştırdı. 41 Araziyi çok iyi tanıyan Anzavur yakalanacağını anlayınca, bütün hayvanlarını bırakarak buradan da kaçmayı başarmış. Demirkapı Sultançayırı—Susurluk yolu ile Manyas’a geçmiştir. Anzavur 2/3 Aralık

1919 günü Sultançayırına geldiğinde yanında ancak 6-7 kişi kalabilmiştir Bu arada yanındaki kuvvetleri ile Gönen’e giren Yarbay Rahmi Bey sevinç ve sevgiyle karşılanmamıştır.

B. İkinci Arıza Isyanı
(16 Şubat - 16 Nisan 1920)
Anzavur’un Biga’ya Girerek Hükümet Konağına Yerleşmesi

İkinci Anzavur Ayaklanması bölgedeki olayların orta çıkardığı huzursuzluklardan ve İngilizler ile temasta bulunan bir takım menfaat düşkünü kimseler tarafından meydana getirilmiştir. Ahmet Anzavur da daha önce elde ettiği küçük muvaffakivetlerine dayanarak, bir türlü dinmeyen kininin ve hırsının etkisiyle bu ayaklanmanın başına geçmiştir.

Ahmet Anzavur’un birinci ayaklanma hadisesinde adı geçen Edremit Kaymakamı Hamdi Bey’in talimatlarıyla Dramalı Rıza Bey, 26/27 Ocak 1920 gecesi Gelibolu Yarımadası’nın Akbaş mevkiinde Fransız askerlerinin muhafazası altında bulunan, Osmanlı-Rus muharebelerinde zaptedilmiş bulunan birçok silah ve cephanelerine makinalı tüfekleri mahirane bir şekilde cesaretle uyguladığı bir gece baskını ile elde etmiş ve hepsini sabaha kadar An k taşımıştır. Hamdi Bey Anadolu kıyısında da önceden hazır bulundurttuğu ceşitli kara taş ile bunları

Biga civarındaki Yenice’ye getirtmiştir. Daha sonra Biga’ya gelen Hamdi Bey, milli teşkilatın burada kuvvetlenmesi ve genişlemesi için büyük bir gayretle çalışmaya başlamıştır.

Bu tarihte Biga’da milli’ kuvvet olarak görünen ve kazanın asayişini de üzerine almış bulunan Kara Ahmet’in emri altında bir milis kıtası mevcudu. Köylere kadar genişlettiği bekçi teşkilatı ile halktan zorla para top— lavan ve yapmadık kötülük bırakmayan Kara Ahmetten ahali hoşnut değildi. İşte Hamdi Bey bu şartlar içinde Biga’ya gelmişti. Kısa zaman içinde etrafına topladığı cesur ve vatansever küçük bir kuvvetle yaptığı bir baskın sonunda Kara Ahmet ve on kadar yakın adamını yakalayıp Biga Cezaevine hapsetti. Bunun üzerine çetenin diğer adamları da tek tek dağılarak kasabayı terk etti ve hareket ilçede ve köylerde sevinç yarattı.

Serbest kalınca daha rahat çalışmaya başlayan Hamdi Bey, Akbaş’tan getirdiği silahlarla donattığı Askerlik Şubesi başkanının yardımıyla da 500 kadar genç topladı. Bandırma’daki 14. Kolordu Komutanı’nın talimatları ile bu gençler Biga’daki 190. Ala 2. Taburu emrine verildi. Ayrıca Gönen’de bulunan 180. Alay’ın 1. Taburu’ndan da Biga’ya bir müfreze gönderildi.

Böylece ilçede kuvvetler çoğaldıkça. bunların eksikleri de kendini hissettirmeye başladı. Bu bakımdan paraya ihtiyaç duyuluyordu. 51 Elinde parası bulunmayan Ha mcl i Bey ihtiyaç duyduğu parayı halktan toplama yoluna gitti. Bu tür muameleden bıkmış olan halk yeniden huzursuz olmaya başladı ve Pomaklar, kendilerinden olan Kara Ahmet’i aynı sebepden dolayı hapseden Hamdi Beye cephe almaya başladılar. Pomakların daha önce kaçıp kurtulan ve saklanmış olan bazı elebaşları Hamdi Bey’in bu hareketinden istifade ederek, Akbaş hadisesini bir türlü hazmedemeyen ve Karabiga. Çanakkale dolaylarında dolaşıp duran İngilizlerle temasa geçtiler. Yine bu civarda bulunan Ahmet Anzavur’da yöredeki Çerkez köylerinde dolaşmaya başladı. İşte bu karışık durumdan faydalanan Pomaklar, Gavur İmam (İmam Fevzi) ve Çerkezlerden Şah İs mail adında iki elebaşı etrafına topladıkları 200 kadar silahla, 1000’den fazla haltalı, bıçaklı ve sopalı köylülerle 16 Şubat 1920’de bir pazar günü Biga’ saldırdılar. İlçede bulunan e erlerinin çoğu Pomak olan 190. Alayın 2. Taburu bir iki silah sesi ile eksik eğitim ve disiplin sebebiyle dağılınca Pomaklar meydanı boş bulmuş ve Gavur imam komutasında ilçeye girmişlerdir. Asilerin ilçeye girmekte olduğunu gören Kani Bey, derhal evine koşarak, daha önce cezaevinin kapısı önüne yerleştirilen makinalı tüfekle mevkuf olan Kara Ahmet ve arkadaşlarını öldürmüştür.

Pomakların Biga’yı işgal ettiğini öğrenen Ahmet Anzavur 17 Şubat 1920’de 15 kadar adamı la birlikte Biga’ya gelerek Hükümet Konağı’na yerleşmiş ve ayaklanmanın idaresini dine almıştır.

Öldürülen Kara Ahmet’in intikamını almak isteyen Pomaklar, bir Rum evinin ikinci katına saklanmış olan ve cephanesi bittiğinden dolayı kendini savunma imkanı bulamayan Kani Bey’in vücudunu kurşunlarla delik deşik ettikten sonra ölüsünü de balkondan sokağa atmışlar, daha sonra Jandarma Yüzbaşısı İsmail Hakkı ile koğuşta yatan hasta iki jandarma eri bir piyade erini de şehit etmişlerdir. “

Asiler, 18 Şubat 1920 günü Hamdi Bey’in yanında çalışan İnebolu’lu Üsteğmen Rıza ile Teğmen Besim’i ele geçirerek hükümet konağına getirmişler, evvela Üsteğmen Rıza’nın elbiselerini soyup vücudunu hedef gibi kullanarak bir çok bıçak vuruşu ile şehit etmiş Teğmen Besimi de soyarak öldürecekleri sırada bölgenin ileri gelenlerinden nüfuzlu bir Çerkez’in müdahalesi ve ricası üzerine vazgeçmişlerdir. Asiler Biga’ya girdikleri gün, henüz ilçeye yeni gelen Topçu Taburu Komutanı Binbaşı Kazım Bey ortadan kaybolmuş ve taburun topları asilerin eline geçmiştir.

e. AYAKLANMAYA KARŞI ALINAN TEDBİRLER
Biga ayaklanmasını Gönen Kaymakamlığı vasıtası ile haber alan 1. Kolordu Komutanı, bu haber üzerine 56. Tümenin Mustafakemapaşa’daki 172. Alay Komutanına, 100 mevcutlu bir piyade bölüğü ile 4 makinalı tüfeği Bandırma’ya göndermesi için talimat verdi. Ancak Alay Komutanı. araç, gereç ve cephane yokluğundan dolayı aldığı bu emri 4 gün sonra, yani 20 Şubat 1920 günü ancak yerine getirebildi.
Ahmet Anzavurun birinci ayaklanmasında tenkil hareketine katılmış olan Yarbay Rahmi Bey komutasındaki 174. Alay da 191 piyade, 25 süvari ve 28 makinalı tüfek ile Karacabeye geldi.

Ayrıca Balıkesir’deki 61. Tümen ve Balıkesir Müdafaa-i Hukukunca hazırlanan 1.500 atlı ve piyade ile iki top ve 9 makinalı tüfekten mürekkep kuvvet, takip müfrezesi adı altında süvari Yarbay Süleyman Sabri Bey komutasında 29 Şubat 1920 günü Pazarköy’de harekete hazır hale getirildi. Bu kuvvetten 300 süvari ve 200 piyadelik bir müfreze Gönen istikametine gönderildi. 28 Şubat 1920’den itibaren de 174. Alay Komutanı Yarbay Rahmi Bey, Karacabey’den hareket ederek Gönen’in batı sırtlarında gereken emniyet tedbirlerini aldı.

Yarbay Süleyman Sabri Bey müfrezesi ile beraber, 2 Mart 1920 günü Gönene geldi. Aynı gün 500 kadar piyade ile 150 kadar süvariden ibaret olan Ahmet Anzavur ve Gavur İmam kuvvetleri Gündoğan-Baykara-Hasanbey-Karalar Çiftliği-Bakırlı sırtlarını tutmuştu. 2/3 Mart 1920 gecesi Muratlar kuzeyinde Keçidere’yi örtmek üzere gönderilen müfrezeye asiler taarruz ederek geri attılar. Bunun üzerine takip kuvvetleri Komutanı Yarbay Süleyman Sabri Bey, aynı istikamette 3 Mart 1920 günü 14. Kolordu Komutanı’ndan aldığı talimat üzerine, takıp müfrezesi asileri kuşatacak şekilde taarruza geçti.

Asiler destek vermek üzere 5 Mart 1920’de bir İngiliz harb gemisi Bandırmaya gelerek demirlemiş, Milli kuvvetleri korkutmak istemiştir. 10 Mart 1920’de takib Kuvvetleri Komutanı Yarbay Süleyman Sabri Bey’in verdiği rapor üzerine, 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa, Yarbay Rahmi Bey’in müfrezesini piyadelerle takviye edip bunları Gönen’de bırakmayı. geri kalan kuvvetleri Balıkesir geri çekmeyi ve Biga’ya hiç bir kuvvet göndermemeyi düşündüğünü bildirmiştir. 12 Mart 1920’de Takib Kuvvetleri Komutanı, Bursa’dan gelen kuvvetlerin disiplinsiz ve çapulcu olduklarını, dolayısı ile de Bursa’ya geri gönderilmelerinin uygun ola cağını Kolorduya teklif etmiştir.

Yarbay Rahmi Bey’in kuvvetleri ile de takviye edilen Takip Müfrezesi, Gönen’den kalkarak Biga içlerine kadar ilerlemiş ve nihayetinde Gönen’e kadar geri çekilmesi ile yapılan 4 günlük harekatta 3 subay; 8 er: olmuş. 5 subay, 29 er yaralanmıştır.

Bu arada Yarbay Rahmi Bey, Gönen’de kalmak istemediğini müfrezesinin ikmali ve yeniden tanzimi için Bursa’ya gönderilmesini 14. Kolordu’ya teklif etmiş, Takip Kuvvetleri Komutanı Yarbay Süleyman Sabri Bey’in idaresizliği yüzünden meydana gelen mesuliyeti kabul edemeyeceğini Kolordu’ya bildirmiştir. Bu isteği 56. Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Bey tarafından kabul görmesine rağmen, Kolordu tarafından reddedilmiştir. Daha sonra Gönen’i bırakarak daha geriye çekilme teklifi de Kolordu tarafından kabul edilmeyen Yarbay Rahmi Bey, Mustafakemalpaşa’daki 172. Alayla Kolordu karargahının bulunduğu Bandırma’yı takviye etmeyi düşünmüş, çaresiz kalınca da Gönen’in kuz Gönen’in kuzey batı ve kuzey sırtlarında savunma için tahkimata başlamıştır.


SONUÇ
Ağırlıklı olarak 1919 ile 1921 yılları arasında göze çarpar iç ayaklanmalar milli mücadelenin en sancılı bölümlerinden biri olmuştur. Çıkış sebepleri ne kadar çok çeşitli olursa olsun, bu hareketler en büyük zararı ulusal güçlerin birleşme sürecine vermişlerdir. İşgalci devletlerle baş etmek gibi hayati bir görevi üstlenen Büyük Millet Meclisi’nin aynı zamanda Anadolu’dan başlayarak tüm yurtta otorite ve etkinliğinin sağlanması önündeki engellerin önemli bir kısmını yine bu ayaklanmalar oluşturmuştur. Ayaklanmaların sayısının çokluğu içteki mücadelenin ne denli yaygın, sürekli ve tehlikeli olduğunu da ortaya koymaktadır. Ayaklanmaların yaşandığı bölgelerde kaydedilen felaketlere rağmen Türk halkının bu süreci olumlu bir şekilde tamamlaması elde edilen en önemli kazanç sayılmalıdır.



KAYNAKLAR

Orhan HÜLAGÜ
Türkler Ansiklopedisi
Atatürk Araştırma Merkez Dergisi





KoNsAnTrE



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş! Google'de Paylaş!Yahoo'da Paylaş!Live'de Paylaş!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Seçenekleri
Modları Göster




Nav Item BG