Tangolarımız "Tango nedir?" Önce söze öyle başlayalım isterseniz. Tango bir danstır, tango 1800'lü yılların sonundan beri yaşayan bir müzik türüdür. Zaman zaman çıkmış, inmiştir süksesi ve modası. Ama insanların kalbinde hep yaşamış, anımsanmış ve hiç unutulmamıştır. Peki nedir unutulmamaya neden? Çünkü TANGO herşeyden önce bir şarkıdır. Şarkıların insan yaşamında büyük bir yeri vardır. Resim yapmayan, roman yazmayan, şiir yazmayan bir çok kişiye rastlayabilirsiniz, fakat şarkı bilmeyen bir kimseye pek rastlayamazsınız. Herkesin yaşamında bir veya birkaç şarkı vardır. Bu şarkılarda insanların anne, babası, kardeşi, öğrencilik yılları, sevgileri, kısacası bir ömrü vardır.
İşte TANGO da böyledir, "Bir zamanlar seni ben deli gibi severdim..." derken "Çok uzakta bir ilkbahar gecesinde..." derken ve derken, ve derken, yaşadığınız bir ömür geçer gözlerinizin önünden veya yaşadıkça güzelleşir, değer kazanır bu tangolarla.
Bizim kuşak, Ülkemizde TANGOLARLA büyüdü ve yaşadı, bunu inkar edemeyiz. Bazıları der ki bilgiç tavırla "TANGO arjantin tangosudur, Türkçe tangolarda neymiş..." Biz bu ülkede doğduk, büyüdük. Çevremizden, radyolarımızdan Türkçe şarkılar ve Türkçe TANGO'ları dinledik. Onlarla yaşadık ve yaşıyoruz. Bu topraklar ve şarkılar ve bu TANGO'lar bizim. Bizi bize anlatıyor onlar.
Anımsarım eski yıllarımı, 1940'lı yıllarda parazitle dinlediğimiz uzun dalga Ankara Radyosu'nu. Fehmi Ege'nin orkestrasını Celal İnce'nin sesini. Anımsarım 1950'li yıllarımı, yeni açılmış (kasım 1949) Orta dalga İstanbul Radyosunu. Cumartesi günleri tango orkestrası. Bir hafta Fehmi Ege'nin orkestrası, bir hafta Necdet Koyutürk'ün orkestrası. Şecaattin Tanyeli'nin sesinden Türkçe tangolar. Dün gibi kulaklarımdadır. O sesler. Gün gelip İstanbul Radyosu'na 1960'da spiker olduğum zaman bu orkestraların ses kayıtlarını alır, stüdyoya iner anonsları ben yapardım. Hafif müzik bölümünü yönetirken bu orkestranın yayınını hep cumartesi günlerine koyardım, eski bir alışkanlıktı ne de olsa.
26 yıllık Radyoculuk yaşamımda Fehmi Ege, Necdet Koyutürk, Şecaattin Tanyerli ve daha nice isimle beraber oldum. Özellikle Türkçe tangolar konusunda bu insanlardan, bu değerli insanlardan çok şeyler öğrendim. Bugün hiçbiri hayatta değil nur içinde yatsınlar. Bizlere çok şeyler bıraktılar. Biz de onların anısına geleceğe birşeyler bırakmak istiyoruz. Bazı sesler ve gerçekler yıllar ötesine kalabilmeli.
İşte bu nedenle, geçmişten (1932'den günümüze kalabilmiş) Türkçe tangoları bir araya topladık. Süremiz yettiğince arada bulunmayan besteciler ve solistler olabilir, onları da başka zaman gene anımsarız.
Bu kayıtlarda her solistten bir TANGO var. Fakat Seyyan Hanım'dan üç tango var, neden diyeceksiniz. Hemen açıklayayım. "Mazi" plağa kayıt edilen ilk türk tangosu. "Mehtaplı bir gecede" Fehmi Ege'nin plağa kayıt edilen ilk tangosu. Üçüncüsü ise "Başbaşa" Bestecisi Nusret Rifki profesyonel besteci değil ama o kuvvette eserleri var. Adalet bakanlığında Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yapmış,Cumhuriyet Baş Savcılığı yapmış bir insan. Son derece duygusal, hashas bir kişiliği var böyle hir hukukçunun. Bu nedenle üç adet Seyyan Hanım kaydını bu çalımamızın içine aldık.
"Mazi" Necip Celal Andel'in ilk tangosu opus 2 sayısını taşır, Keza opus 1 "SARI YAPINCAK" isimli bir fokstrottur. Sözleri Necdet Rüştü (efe)dir. Gazeteci-şair bir kişidir. Bu parça çok sükse yapmış. O günlerde dillerden düşmezmiş, Necip Celal ise 18-19 yaşlarında bir genç.
"MAZİ" isimli tango, bugün bile bütün güzelliği ile yaşıyor, 18-19 yaşlarının heyecanı ile bestelenmiş bir tango. "MAZİ"nin de sözlerini Necdet Rüştü yazmış. Şimdi yine eski yıllara dönelim. 1950'lerde yayımlanan özel bir dergi "Radyo Dergisi'nde" A. Vedat Akının Necip Celal ile yaptığı söyleşiden "MAZİ'nin nasıl doğduğunu bestecinin sözlerinden okuyalım.
"Necip Bey dedim hangi hissin altında kalarak tango bestelediniz?" Düşündü,.. derin bir nefes aldı. Bütün dikkatime rağmen, bir yaraya diken batırmışım gibi onun mustarip ruhuna dokunduğumu anlamıştım. "İlk tangomu 1928 senesinde besteledim." dedi ve ilave etti.
"O zamanlar 18-19 yaşlarında bir talebeydim. Taksim Gazinosunda ismini zikredemeyeceğim bir Alman kızı ile tanışarak sevişmeye başladık. Bu kızcağız bir fabrikatörün kızıymış. Babası onu zorla bir adamla evlendirmek istiyormuş. Kız zoraki nikahtan kurtulmak için soluğu İstanbul'da almış. Tanıştığımızın onbeşinci günüydü. Tarih temmuz 1928. Onunla buluşmuştuk. İpek gibi sarı saçlarını dizimin üstüne yayarak, lacivert menevşeli gözlerini gözlerimin derinliklerine çevirerek uzun uzun baktı ve inleyen bir sesle şöyle dedi.
"Necip içim sıkılıyor. Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi vuruyor. Bana öyle geliyor ki seni bir daha göremeyeceğim." o zaman bu sözleri saçma olarak vasıflandırmıştım. Teselli ettim ve üç gün sonra buluşmak üzere ayrıldık. Her zaman olduğu gibi o gün de üç gün değil otuz senelik bir hasretin doğurduğu bir heyecanla randevu verdiği yere koştum. Saatlerce bekledim... Heyhat ne gelen var, ne giden. Deli gibi pansiyona koştum. Ev sahibi madam, hiçbir adres bırakmadan memleketine gittiğini söyledi. Bu gidişte şöyle olmuş: Kızın babası ve nişanlısı buraya gelerek zorla götürmüşler.
Pansiyondan ayrılarak geç vakit Boğaz'da çok sevdiğim İstinye'ye döndüm, (İstinye'de vapur iskelesinin olduğu yerde ahşap bir apartman yalı vardı. Apartmanın bir yanıda vapur iskelesiydi. Bu yalı apartman Necip Celal'in babasınındı. Alt kat dairede de Ekrem - Cemal Reşit Bey kardeşler otururlardı.) Karşıki sırtlardan yükselen mehtabın, akan sulara serptiği sarı parlak benekler koyu yeşil dalgaların üstünde kah uçuşuyorlar, kah batıp biraz sonra yine beliriyorlardı. O zaman sağlam olan gözlerimi, bu sarı pırıltıların üstünde tesbit ettim: zerreler büyüdü ve karşımda bana iki satır mektup bile yazmadan meçhule uçup giden sevgilinin hayali belirdi. Bir müddet ona baktım. Az Sonra bu hayalle gözlerimin arasında gittikçe kalınlaşan bir buzlu cam belirdi. Zira ağlıyordum. Kafamın içinde akisler yapan melodinin peşisıra hemen piyanoya oturdum. Ve ilk tangomu, "MAZİ"yi besteledim. İşte ilk türk tangosu olarak kabul ettiğimiz "MAZİ" tangosunun öyküsünü bestecisi, bir haftalık magazine böyle anlatıyordu. Yıl 1956 Necip Celal Andel ile beraber çalışıyoruz. Bazı günler "MAZİ" yi çalıp söylerdi. Aradan 28 yıl geçmişti ona mektup bile bırakmayıp giden bu sevgilinin ardından hala kızgındı Necip ağabey "O kadın da unuttu beni..." mısrası yerine "O kaltak da unuttu beni..." derdi. Belki de ilk sevgisiydi, O hashas ruhu kimbilir nasıl sevmişti. İşte o sevgiden doğan tango aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen bütün tazeliğiyle yaşıyor. Bazen sohbet ederken sorardım Necip ağabeye "Necip ağabey" derdim her tangonun bir anısı var mıdır? Hepsi ayrı ayrı birer sevgili için mi bestelendi? derdim, "evet" derdi o hashas ruhlu insan. Evet Necip Celal Andel'i anlatmak çok güç. Bir ağabey, kardeş gibi yakın olduğumuz bu insanı anlatmanın güçlüğünü daha iyi anlıyorum, onun gözleri görmeyen karanlık dünyası hiç önemli değildi. Pırıl pırıl aydınlık bir dünyası vardı ki gören insanlarda bile az bulunur. Tasavvufda "Gönül gözü" diye bir deyim vardır. İşte onun gönül gözü açıktı. Gene eski bir dergiden A. Vedat Akan'ın yazısından şu satırları aktaralım. "Onun ıstırabının derinliğini hissedebilmek için gözlerimi kapatıyorum. Karanlık içersindeyim. Yarım dakika bile buna tahammül edemiyorum... Necip Celal ne büyük bir insan ki bu duruma isyan etmiyor. Ve hayatından şikayetçi olmuyor. Çünkü o büyük bir bestekar olduğu kadar Allahına inanan bir insandır. Onun için herşey Allah tarafından verilir ve verilen şeyin geri alınması sadece ve sadece o'nundur....."
İlerki kayıtlarda Şecaattin Tanyerli'nin söylediği "Damla damla" isimli sözlerini de kendisinin yazdığı son tangosunda, bir ömrün bitirişini, sona yaklaşmayı ifade eder. Sigara içmeyen, içki kullanmayan bu insan 29 kasım 1957 günü karaciğer kanserinden 47 yaşında aramızdan ayrıldı. Geride sadece tangolar, bir abua konçertosu, viyolonsel konçertosu ve bir keman konçertosu bırakarak ebedi aleme göç etti. Konçertolar seslendirilemedi bazı bölümleri keman konçertosunda seslendirildi piyano eşliğinde. Kemancı Cihat Aşkın'a teşekkürler. "MAZİ "nin doğmasına neden olan kadın hayatta mıdır bilemeyiz. Ama kendi gitti adı kaldı yadigar. Şimdi bu ünlü tangonun sözlerine ve o tarihlerde yayımlanan notasını biz de yayımlayalım. (Şamlı İskender Kutmani, musiki alatı ve nota neşriyat evi istanbul Beyazıt Üniversite caddesi No: 18 telefon :21836) Necip Celal'in tüm notaları bu yayın evine bastırılmış. Beyazıt'ta yol üstünde bir mağaza idi. İstimlakta yıkıldı gitti, diğer yapılar ve Beyazıt meydanı gibi yok oldu gitti 1955-56 larda.
|