| | Forum | Geyik Forum
» Genel
» Garip Olaylar, Garip Şeyler
»
Belki Gerçek, Belki Hayal Ürünü Bulabildiğim Efsaneler
Garip Olaylar, Garip Şeyler | Başınızdan geçen ya da bir yerden duyduğunuz ilginç veya ürkütücü olayları, okuduğunuz garip ve korkunç (?) haberleri burada paylaşabilirsiniz.
Taglar: |  | | 
26-07-2006, 15:27
| | | Nane Şekerli Oral SEX Nane Şekerli Oral SEX
Efsanenin kahramanı, İngiltere’nin en ünlü naneli şeker markalarından biri olan “Altoids”. Aynı geyiğin versiyonları, bir ağız spreyi markası olan “Binaca” ve ülkemizde de satılan “Close-Up” diş macunları için de yapılıyomuş.
Geyiğe göre, Altoids yedikten sonra yapılan oral seks inanılmaz sonuçlar veriyomuş. Bunu ilk keşfeden de çok sigara içen bi kız olmuş. Kızımız bi gece seksten önce dişlerini fırçalamaya zamanı olmayınca kokuyu gidermesi için ağzına bi’kaç Altoids atmış. Sonuç efsane anlatıcılarına göre “gerçeküstü” olmuş ve kızın erkek arkadaşının çıkardığı sesler bütün apartmanı ayağa kaldırmış. Üstelik bu nane şekerli seks her iki taraf için de geçerliymiş. Yani tersinde de, (anlayın işte, o kadarını söylemeye utanıyom) bu sefer kadının çıkardığı seslerden apartman sakinleri rahatsız oluyomuş. Bu efsaneden sonra Altoids’in satışlarında epeyce artış olmuş ve nane şekeri pazarının lider firması (bu kısmı hakka’ten doğru) durumuna gelmiş
Not : Alıntıdır Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:28
| | | Örümcek Yumurtalı Sakız Örümcek Yumurtalı Sakız
Amerika’da ilk “yumuşak sakız” olarak piyasaya çıkan Bubble Yum sakızını çiğneyen bi kadının bi zaman sonra karnı kocaman şişmiş ve kadın kurtarılamayarak ölmüş. Şüpheli bi ölüm olmasından ötürü kadına otopsi yapılmış. Sonuçta da görülmüş ki, zavallı kadının karın boşluğunda yüzlerce örümcek var ve bunlar kadının iç organlarını yemişler. Meğerse Bubble Yum sakızlarının yumuşaklığı, içine katılan ‘örümcek yumurtaları’ ile sağlanıyomuş!
Not : Alıntıdır Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:29
| | | Kimyasal Tavuklar Kimyasal Tavuklar
Kentucky Fried Chicken uzunca bi süredir sadece KFC kısaltmasını kullanıyo. Ne restoranlarda, ne de reklamlarında artık firmanın adınının açılımı görülmüyor. Peki niye? Çünkü artık KFC’de tavuk yemiyoruz da ondan! Meğer KFC restoranlarında bi kaç yıldır, kimyasal bi süreçle üretilen, tavuk tadında bi madde satılıyomuş müşterilere. Firma yarın öbür gün bu ortaya çıkar, başımız derde girer korkusuyla önlem olsun diye “chicken” kelimesini çıkarmış markasından
******************
KFC ile ilgili benim de duyduğum bir efsane var. Güvenilir kaynaklara göre, (Amcaoglu, dayı kızı, dünürümün görümcesi gibi) KFC tavuklardan daha fazla but çıkması için hayvanların kimyasıyla oynuyormuş ve kafasız, sadece 4 tane bacaktan oluşan bir tavuk ortaya çıkarıyormuş. Böylece bir tavuktan 4 tane but elde ederek kara geçiyorlarmış.
*******************
Kahve yanığına tazminat Fast food restoranları hakkında anlatılan bir diğer efsanede ise; Amerika'da bir Mc Donalds'ta, 75-80 yaşlarında bir kadın üstüne kahve döker. Vücudu birinci derece yanmıştır. Aynı ortamda bulunan bir avukat ona McDonalds'ı dava etmesini söyler ve kadının avukatı olur. Avukat mahkemede, kahvenin olması gerekenden 5-6 derece daha sıcak olduğunu kanıtlar ve McDonalds ı milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum eder. Bilinçli tüketici her olayda mahkemey başvurmalı, sebep kendi sakarlığı olsa bile!
*******************
Amerikan hükümeti yasaklamış Olayın aslı şu; (duyduğuma göre) KFC Amerika'da tavuk üretiminde daha büyük olması için tavukların butlarına bir ilaç enjekte ediyormuş. İş böyle olunca da bu yeni tavuklar biyolojide gördüğümüz tavuk sınıflandırmasından çıkıyormuş, yani onlara artık tavuk denemiyormuş. Bundan ötürü de Amerikan hükümeti, Kentucky Fried Chicken'ın "Chicken"ı kullanmasını yasaklamış. Bu şartla KFC'ye izin vermiş.
*******************
Kola şişesindeki fare O kuyruk efsanesi KFC ile ilgili değil. Adamın biri şişe kola içerken kolanın dibindeki fare ölüsünü görüyor ve o anda düşüp bayılıyor. Daha sonra adam ete karşı alerji olduğunu ve hayatı boyunca fasulye ve ekmek diyeti yapmak zorunda kaldığını belirten bir doktor raporu alarak Coca Cola'yı dava ediyor. Coca Cola ise bu olayı örtbas etmek için adama 4 milyon dolar para ödüyor. Gerçi farenin kolanın içine nasıl girdiği muamma ama olsun!
*******************
Lütfen dikkatli için Ben de Mc Donald's hakkında bi geyik duymuştum. Kadının biri (Tabii ki Amerika'da) kahve almış ve sıcak olduğunu düşünmemiş olsa gerek hızlıca içmiş. Böylece dili yanmış ve kahveyi üstüne dökmüş. Birinci derece yanık olunca tazminat davası açmış. Avukat, Mc Donald'sı kahvenin sıcak olduğunu uyarmamakla suçlamış ve de yüklü bir para kazanmışlar. İşte bu da Mc Donalds'daki kahvelerin veya sıcak çikolata bardaklarının üstünde yazan "Lütfen dikkatli içiniz, sıcaktır" yazısının öyküsü.
*******************
Kolanın içinde et var! Anlatacağım söylenti de 4-5 yıl önce Türkiye'de baya sansasyon yapmıştı. Aslında bu olaya söylenti demek doğru olmaz, yetkililer reddetse bile haber programları ve diğer gruplar tarafından ispatlanmıştı. Coca Cola'da çalışanlardan biri kazara asit oranı yüksek Cola'nın içine düşüyor ve vücudu paramparça oluyor. Dolayısıyla parçalanan etleri kolayı içerken ağzınıza geliyormuş. O süre içinde biz de ağzımıza Cola koymadıydık.
*******************
Ketçabın miktarını düşürmüş Ben de bayağı önce bir söylenti duymuştum şu fast foodlar hakkında. Bir MC Donald's müdürü, hamburgerlere konulan ketçabın miktarını yarı yarıya indirmeyi akıl etmiş ve şirket bundan bilmem kaç milyon dolar kar etmiş!
*******************
Bir zeytin deyip geçmeyin Nur Sevim'in belirttiği olayı asıl yapan bir catering (uçaklarda otobüslerde dağıtılan yiyecekleri hazırlama) şirketi. Bu şirket, uçaklarda verdiği tek bir zeytin tanesini azaltarak müthiş karlar yapmış.
*******************
Ne yazık ki gerçek KFC ile ilgili hikayede biraz abartı payı var. Ama ne yazık ki, "gelişmiş ülkelerde" tavukların genleriyle oynadıkları doğru. Göğüs tüyleri olmayan, bu yüzden kendini sıcak tutmak için daha çok yemek yiyen ve daha kısa sürede kesilecek hale gelen tavuklarla ilgili birçok makale okudum. Valla amcaoğlum anlatmadı, inanmayanlar Benetton'ın Animals konulu Colors dergisine de bakabilirler. Fast-food zincirleri hayvanlara gaddarca davrandığı için Earth Liberation Front ya da Animal Liberation Front gibi çevreci grupların saldırılarına uğruyor. Zeytin hikayesini gerçekleştiren havayolu şirketi de bildiğim kadarıyla British Airways.
*******************
Broyler diye bi'şey Mc Donalds, Burger King, KFC ve markettlerde tavuk diye satılan şeyler aslında tavuk değil. Onlara "Broyler" deniliyor. Broyler'ler bitki gibi yetiştiriliyor. 40 günde kesilecek büyüklüğe ve ağırlığa gelen bu yaratıklar, kesilmezse çatlayıp ölüyorlar.
*******************
Kafasız tavuklar Benim de bildiğim, KFC'nin tavukların genleriyle oynayıp (transjenik) kafasız tavuklar ürettiği. Bu teknolojiyle şu an deneylerde kullanılmak üzere kafasız kurbağalar üretiliyo. Böylece bu hayvan zaten yaşamadığı için, bi hayvanı bilimsel deney için öldürmüş olmuyosunuz.
Not: Alıntıdır. Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:30
| | | Playboyun Yıldızları Playboyun Yıldızları
Ne yazık ki ünlü erkek dergisi Playboy şu an Türkiye’de yayınlanmıyo. Bende de numune olsun diye bile bi tanecik yok, onun için tam olarak tarif edemeyeceğim ama sanırım içindekiler sayfasında ve gelecek sayının tanıtıldığı sayfada normalinden farklı bi Playboy logosu varmış. Bu logolardaki fark, “P”nin üzerinde 4-5 tane yıldız olmasıymış. Yalnız bu yıldızların sayısı aynı kalmıyo, her ay değişiyomuş.
Efsane de bu yıldızlar üzerine. Gûya Playboy’un sahibi Hugh Hefner, ayın “Playmate”iyle yattıktan sonra kızın performansına göre not veriyomuş. İşte bu yıldızlar da Hefner’ın o kıza verdiği notmuş aslında. Tabii ki bu açık açık söylenemiyomuş ama bilen biliyomuş işte...
Ve Playboy'un her sayısının kapağında bir tavşan gizlidir, deneylerle sabittir.
Not : Alıntıdır. Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:30
| | | Üzerini Silmeden İçmeyin Üzerini Silmeden İçmeyin
Metal kutuda aldığınız içecekleri, kutunun üzerini çok iyi silmeden, hatta yıkamadan kesinlikle içmeyin. Bizim bi komşunun kızı geçen yıl bi kutu Coca Cola içtikten sonra aniden öldü. Meğer hiç akla gelmeyecek bi’şey ölümüne neden olmuş: Kızcağız, kutu kolanın üzerindeki fare idrarından zehirlenmiş.
Meğerse fare idrarı insanı aniden öldürecek kadar etkili bir zehirmiş. Hatta piton yılanının zehrine yakınmış bu etki. Kutudaki içecekler çoğu zaman kötü koşullardaki depolarda saklandığından bu tür yerler fare kaynıyomuş. İdrar kurusa bile aylarca etkisinden hiçbir şey kaybetmiyomuş.
Not : Alıntıdır Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:31
| | | Karışık Karışık
Eskiden kutu kolaların “açma halkaları” (hani ucundan tutup çekeriz de kola “fıs”lar ya, o kapakçıklar işte) kutunun üzerinde kalmıyodu biliyosunuz. Gerçi şimdikileri de kısa bi uğraşla yerinden kopartabilirsiniz ama o zamanlar kutuyu açınca kapakçık elimizde kalırdı. İşte önce İstanbul’u, ardından da bütün Türkiye’yi saran “açma halkası” efsanesi de bu aksesuar üzerine kurulmuştu. Söylentiye göre, “onbin kapakçık getiren herkese kola firmaları bir tekerlekli sandalye veriyodu”, daha doğrusu “kola kapakçığı toplama organizatörleri”nin deyimiyle, “veriyolarMIŞ”.
Bu ulvi amaç için sokakta tam bir açma halkası toplama çılgınlığı yaşanıyodu. Hatta, ATV ve Sabah gazetesinin olduğu binada (yani herşeyi bilen, yönlendiren, dördüncü kuvvet denen ama birinciliği kimseye kaptırmak niyetinde olmayan medyanın en önemli damarlarından birinde) bile kafeteryanın ortasına bi mukavva kutu konmuş, üzerine de “kola kapakçıklarıyla sakatlara destek olun” diye yazmışlardı.
************************
1995’te Aktüel’de çalışıyordum. Çok mantıklı görünmeyen, daha doğrusu “muş”ların çokluğundan ötürü efsane olduğunu düşündüğüm bu olayla ilgili bi araştırma yapmıştım. Sonuç tam tahmin ettiğim gibiydi. Hazırladığım haberde geçen örneklerden sadece biri bile efsanenin boyutlarını anlamamıza yetiyor. (Birinci dereceden kahramanları bulup onlardan dinlemiştim hikayeyi)
Kadıköy’de bir apartman sakinleri geniş bir kampanya yürütüp tam 20 bin kapakçık toplamış. Mahallelerindeki iki özürlü vatandaşa da, “aldığımız sandalyeleri size hediye edeceğiz” diye söz vermişler. Ama kapakçıkları bi kamyonete yükleyip Coca Cola’nın Bakırköy’deki fabrikasına götürdüklerinde maalesef acı gerçekle yüzyüze gelmişler: “Kusura bakmayın ama bizim böyle bir kampanyamız yok!”
************************
Sakinler oradan Pepsi’ye, daha sonra Uludağ’ın İstanbul şubesine, sonra Kristal Kola’ya gitmişler ama yok, bütün firmalar aynı şeyi söylemiş, “Sizin gibi gelen bi sürü insan var ama bizim böyle bi promosyon çalışmamız yok ki!” Sakinler, mahallelerindeki iki sakat vatandaşı da boş yere heveslendirdiklerini düşünerek kelimenin tam anlamıyla yıkılmışlar bu açıklamalardan sonra. Ertesi gün Coca Cola fabrikasından bi telefon gelmiş. Duruma üzülen fabrika işçileri aralarında para toplamışlar, “Gelip parayı teslim alın, bizim elimizden gelen bu” demişler telefonda.
************************
Benzer bi toplama efsanesine de Eskişehir’de öğrenciyken şahit olmuştum. Okul kantinine konan mukavva kutunun üzerine bu kez, “Buraya atılan her Tekel 2000 sigarası paketi özürlü vatandaşlara tekerlekli sandalye olarak geri dönecektir” diye yazılmıştı. Yıllar sonra konusu geçtiğinde bi arkadaşım o tarihlerde aynı efsanenin İstanbul’da da, Tekel 2000 sigarası özelinde değil de, sigara jelatini toplanması şeklinde olduğunu söyledi. Rakam da kola halkasında olduğu gibi, ne hikmetse, aynıydı: “10 bin jelatin getirene bir tekerlekli sandalye!”
************************
Aslında bu, ithal bi geyik. Özellikle ABD’de pek çok versiyonları dolaşıyo. 1948 tarihli bi kitaba göre o dönemde de, “Gören Göz’ (körler için rehber köpekler eğiten bir organizasyon) 10 bin sigara jelatinine bir köpek veriyo” efsanesi inanılmaz yaygınmış. Tabii ki böyle bi taahhüt yokmuş ama insanlar yine de deli gibi jelatin topluyolarmış.
************************
“Hayır, hayır! Ne olursa olsun ben hayır yapmak istiyorum” diyen insanları hayal kırıklığına uğratan yakın tarihli bi efsanede ise bu kez kurbanlar böbrek hastaları olmuş. Bu söylentiye göre de “Ulusal Böbrek Vakfı 100 bin jelatin getiren herkese bir DİALİZ MAKİNESİ (vay be) veriyomuş!”
************************
O günlerde gazetelerde çıkan haberlerden sonra Vakıf derhal yalanlamış tabii bu iddiaları. Ve şu açıklamayı yapmış, “Bırakın 100 bini, 1 milyon jelatinin yeniden kazanımı sonucunda dahi elde edilecek para sadece 300 dolardır. Oysaki bir dializ makinasının değeri yaklaşık 10.000 Amerikan Doları. Yani bu hesaba göre, ancak 33.3 milyon jelatinin değeri bir makinanın fiyatına eşit. Pratikte bunun toplamına ulaşmak, yeniden kazanım organizasyonunu yapmak da maalesef mümkün değil.”
************************
Sarı tekel kağıtları Ben bu efsanenin daha değişik bir versiyonunu biliyorum. Benim duyduğuma göre sigaraların arkasındaki sarı tekel etiketlerini biriktirince tekerlekli sandalye kazanıldığıydı.
Not : Alıntıdır. Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:32
| | | Karışık Karışık
Sigara jelatinleriyle kabartma harf Ben de sigara jelatinlerini atmayıp körler okuluna vermek gerektiğini duymuştum. Körler alfabesindeki o kabartma harflerin yapımında kullanılıyomuş bunlar. Hatta annem ciddi ciddi senelerce topladıydı. Du bi soriim bakiim naaptı o jelatinleri. Kabul eden bi kurum bulabildi mi? İnatçıdır çünkü annem. Yetkili bir kuruma teslim etmeden pes etmez pek.
************************
Tekel fabrikasına geldiler Ben bir şehrimizde tekel sigara fabrikasında işçisiyim. Bir gün nizamiye kapısında beklerken bir bayan ve bir çocuk geldi. Ellerinde poşetler vardı. Beni çağırıp "Bunları nereye verebiliriz?" diye sordu. Baktığımda sigaranın aliminyum kağıtlarını gördüm. "Nedir bunlar?" diye sorunca "Abi bunları getirene sakat arabası veriyorlarmış" dediler. Ben de "Bizim fabrikada böyle bir kampanya yok" dedim ve gittiler. Sonra ne yaptıklarını bilmiyorum. Ama halkımızın merhamet duygularıyla oynayanları buradan nefretle kınıyorum.
************************
Sigara kagıdında gümüş var! Bu efsane ile uzaktan ilgili bir başka efsane de sigara kağıtlarında alüminyum değil de gümüş olduğu efsanesiydi. Yıllar once ATV'de yayınlanan Şok Haber programı tarafından uydurulan bu geyiğe inanan bir vatandaş, kağıtlardaki gümüşü elde etmek için belediye ihalesinde tonlarca çöp satın almıştı!
************************
Bizzat topladım Ben bu Tekel 2000 paketi toplama kampanyasında bizzat çalışmıştım. Yurttaki bütün arkadaşlar Tekel 2000 topluyordu. Bana getiriyorlardı. Ben de bu paket toplama işini organize eden arkadaşlara teslim ediyordum. İşin garibi, bu söylenti, İstanbul Üniversitesi'ndeki birçok fakülteye de yayılmıştı. Sırf bu yüzden sigarasının markasını değiştirenler bile olmuştu. Sonra günlerden bi gün, bizim fakültede organizasyonu yapan arkadaş, "Tamam, kampanya bitti. 3 tane tekerlekli sandalye aldık" dedi. Hepimiz mutlu olmuştuk. Demek boşuna uğraşmışız. E iyi de, topladığımız o kadar boş paket nereye gitti o zaman
Not : Alıntıdır. Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:33
| | | Anıttaki Füze Anıttaki Füze
İsa peygamberi çarmıhtan indiren havarilerinden biri, el ve ayaklarındaki çivileri söktükten sonra saklamış. Bu çiviler daha sonraki yıllarda Bizans İmparatorluğu'na teslim edilmiş. Bizans imparatorlarından biri, sonsuza kadar korunabilmesi için Hz İsa'nın çivilerini Çemberlitaş'ın temeline gömdürtmüş. Bu paha biçilmez çiviler hala Çemberlitaş'ın temelinde gömülüymüş.
************************************************** **
Beşiktaş'taki sütuna benzeyen ne idüğü belirsiz anıt, aslında bir füze rampasıymış. O yüzden silindir şeklinde yapılmış. Nüfus sayımı yapılırken, sabaha karşı kimsenin göremeyeceği bir saatte içine füze yerleştirilmiş. Füze yerleştirme harekatı çok gizli yapılmış ama bir şekilde bu bilgi sızdırılmış. Bu dedikodunun doğruluğunu araştırmak isteyen iki kafadar, anıtı incelemeye karar vermiş. Ancak anıtın etrafında dolanırlarken iki sivil polis tarafından anında gözaltına alınmışlar.
Not : Alıntıdır Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:34
| | | O Yasak Bu Yasak O Yasak Bu Yasak
4. Murat devri. Padişah tarafından, mey (şarap), afyon ve fal bakmak yasaklanmış. İstanbul'da bütün meyhaneler ve keşhaneler "underground" takılmaya başlamış. 4. Murat bi gece, tebdil-i kıyafet İstanbul'a indiğinde, karşıya geçmeye karar verip bi sandal kiralamış.
Sandalcı müşterisinin sultan olduğunu bilmiyomuş tabii. Bi ara, sandalın yanından sarkan bi ipi çekmiş. İpin ucunda bi testi! Sultan, "Ne var o testinin içinde?" diye sormuş. Sandalcı "Ne olacak, mey işte" diye gülerek müşterisine ikram etmiş. Her ne kadar yasaklamış olsa da, 4. Murat'ın alkolle arasının iyi olduğu bilinir. İkramı kabul etmiş ama yine de, "Mey yasak. Hünkarımız görse kafanı vurdurtur diye korkmuyo musun?" diye sormaktan da geri kalmamış. Sandalcı da haliyle, "Yahu hünkar ner'den görecek bizi denizin ortasında" demiş.
Aradan biraz zaman geçmiş. Sandalcı bu kez de, teknenin tahtalarından birini kaldırıp aradan afyon çıkarmış ve nargilesine atarak körüklemeye başlamış. Gönlü zengin adam, hemen müşterisine de ikram etmiş. Sultan yine kabul etmiş ama yasağı gene hatırlatmış. Sandalcı aynı şekilde, "Kim görecek ki bizi denizin ortasında" demiş. Biraz daha vakit geçmiş. Bizim sandalcı cebinden fal taşlarını çıkarmış. Hünkara, "Ver 5 akçe de falına bakayım" demiş. Fal 4. Murat'ın en kızdığı şeymiş, ama "Hadi biraz daha sabredeyim" diye düşünüp, "Bak bari" demiş.
Fal taşlarını elinde çalkalayıp atan sandalcı, "Efendi, sorunu sor bakalım" demiş. Padişah, "Hünkar şu anda nerededir?" diye sormuş. Sandalcı taşlara bakıp "Hünkar şu an denizdedir" demiş. 4. Murat güya endişelenmiş havalarına girip, "Sakın yakınımızda bi yerde olmasın" diye sormuş sandalcıya ve tekrar iyice bakmasını söylemiş. Sandalcı taşlara tekrar bakmış ve birden, 4. Murat'ın ayaklarına kapanıp, "Affet beni hünkarım " diye yalvarmaya başlamış. Kıyıya dönene kadar yalvarmaya devam etmiş. Padişah dayanamayıp, "Sana bi soru sorucam. Eğer bilirsen seni affederim. Bilemezsen boynunu anında vurduracam" demiş. Sandalcı sevinçle, "Padişahım çok yaşa" demiş ve merakla soruyu beklemye başlamış.
4. Murat, sandalcıya, "Dönüşte İstanbul'a hangi kapıdan giricem?" diye sormuş. Tabii sandalcı hemen itiraz etmiş, "Hünkarım, şimdi ben hangi kapıyı söylesem, siz başka kapıdan girersiniz. Affinıza sığınarak, gireceğiniz kapıyı bi kağıda yazsam ve size versem; kapıdan geçtikten sonra okusanız olur mu?" demiş. Hünkar başını "Olur" anlamında sallayınca, sandalcı tahminini yazıp kağıdı vermiş.
Padişah kağıdı alır almaz, daha bakmadan, yanındaki fedaisine, "Hemen boynunu vur şu kafirin" emrini vermiş. Sonra da, "Surlara yeni bir kapı açıla! İstanbul'a oradan giricem" demiş çevresindekilere. Kapı 5-10 dakikada açılıp, padişah ve erkanı şehre girmiş. 4. Murat bi ara, sandalcının kağıda hangi kapıyı yazdığını merak etmiş. Kendinden çok eminmiş, laf olsun diye cebindeki kağıda bakmış. Ama okuyunca hayretler içinde kalmış. Sandalcı kağıda şunları yazmışmış: "Hünkarım, yeni kapınız vatana millete hayırlı uğurlu olsun"
O gün bugündür de işte o kapı, "Yenikapı" olarak anılıyormuş
Not : Alıntıdır. Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| 
26-07-2006, 15:34
| | | İstanbul' un Dibi Kıvrım Kıvrım İstanbul' un Dibi Kıvrım Kıvrım
Efsaneye göre, İstanbul’un altı birbirine bağlı tünellerle kaplıymış. Hatta bu dehlizlere Yerebatan Sarayı’nın gizli bi yerinden de giriliyomuş ve tünel denizin dibinden devam edip taaa Kınalıada’ya kadar gidiyomuş.
Tüneller Kapalıçarşının altından da geçiyomuş taabi. Hatta şu an, Çarşı’nın gizli tutulan bi yerinden girilebiliyomuş bu tünellere. Buralarda yemek takımı üzerine çalışan gümüş kaplama atölyeleri varmış. Yerin dibindeki yere ruhsat verir mi belediye? Heepsi kaçakmış bunların. Çalışanlara da işe başladıkları gün, dehlizlerden kimseye bahsetmeyeceğine dair Kur’an’a el bastırılıyomuş.
Tüneller çarşının altından başka yerlere doğru da gidiyomuş ama buraları kullanmak kesinkes yasakmış. Bi keresinde biraz Kolomb ruhlarından, çokça da hazine meraklarından, (çünkü hep, “ilerler hazinelerle dolu o’lum” geyiği yapılırmış bu atölyelerde) üç-dört işçi çocuk denemiş ilerilere gitmeyi.
Dehlizler labirent gibiymiş. Çocuklardan sadece biri geri dönmeyi başarmış, diğerleri yollarını bulamayıp tünellerde kaybolmuş. Dönen çocuk da (Allah muhafaza) aklını oynatmış. Çünkü ileriki kısımlar, iskeletlerle, insan boyunda böceklerle, farelerle filan doluymuş. Bu çocuk bi daha hiç “yeryüzüne” çıkmamış. Büttün gün dehlizlerdeki atölyelerde filan dolaşıyomuş, kim ne verirse onu yiyip, gece de artık ner’de sızarsa or’da uyuyomuş. Arada da yine tünellerin ilerilerine gidip bi’kaç gün kayboluyomuş ortalıktan. Döndükten sonra hiç bi’şey yiyip içmeden ööyle bi noktaya bakıp duruyomuş günlerce.
*****************************************
Güzel efsane hakikaten. Özellikle sondaki, “tünellerin iler’lerine giden çocuklar” kısmı tam filmlik. Aktüel’de muhabirken bu “Kapalıçarşı tünelleri” geyiğine ben de takılmıştım bi süre. Zamanında turist rehberliği yapan, o dönemde de Kapalıçarşı’ya sık sık gelip gitmiş bi arkadaşım anlatmıştı. Yemin billah, “Beni de götürdüler, gerçekten var öyle yerler” filan demişti. Ben de dergiye haber olarak önerip bi kaç gün dolaşmıştım oralarda. Tahmin edeceğiniz gibi bi’şey çıkmadı. Kimse haberdar değildi. Ya da hak’katen çarşının tamamı (en azından sorduklarım) Kur’an’a el basmıştı, ser verip sır vermemek için!
Yerebatan’dan Kınalıada’ya uzanan tünel efsanesi Giovanni Scognamilla’nın yazdığı, “İstanbul Gizemleri” adındaki kitapta da geçiyor. 80 yıl önce yazılan “İstanbul’un Yedi Harikası” adındaki bir kitapta, Yerebatan Sarayı’nın gizli bir girişinden başlayan tünelin kuzeydoğu yönünde ilerleyerek Marmara’nın altına girdiği, Üsküdar’dan güneydoğu istikametinde bir açı yaparak düz bir hat halinde Kınalıada’ya ulaştığından bahsediliyormuş.
*********************************
Tünelleri gördüm! 50 yaşında, Sultanahmette doğmuş büyümüş biriyim. Bilindiği üzere, Sultanahmet camii ve -Osmanlıda At Meydanı denen- şimdiki Sultanahmet meydanının bulunduğu yer bir Bizans sarayı ve hipodrom kalıntıları üzerine kurulmuştur. Evet, İstanbul'un bu bölgesinin altında tüneller vardır. Ve ben bunların bir kısmını gördüm. Mesela, Sultanahmet meydanında Çukur Çeşme denen yer vardır. Tapu dairesi ve Sokullu Mehmet Paşa Sarayı'ndan sonraki bölge. Alttaki çeşme yalağı kalıntılarının deniz yönüne kalan tarafından bir girişten, 15'li yaşlarımızda, 5-6 arkadaş girerek yaklaşık 200 metre kadar ilerlemiştik. Ancak korkudan devam edememiştik. Şimdi o giriş taş duvar örülerek kapatılmış durumda. Yine Sultanahmet Camii'nin kıble tarafında Mozaik Müzesi ile camii duvarı arasında (musalla taşının hizasına gelen yerde) en az iki giriş olduğunu biliyorum.
************************************
Büyücüler kullanıyormuş John Stephonus'un Bizans İmparatorluğu'yla ilgili yazdığı kitapta ise, İstanbul'un altındaki bu dehlizlerin; büyücülerin ve kahinlerin gelecek hakkında yorum yapmak için kullandıkları mekanlar olduğu söyleniyor. Artık ne kadar doğru ya da yanlış herhangi bir bilgim yok. Ama bu tüneller hakkında çok farklı yaklaşımlar var.
************************************
İstanbul Erkek Lisesi'nin altı tünel İstanbul Erkek Lisesi binası Osmanlı zamanında Fransızlar tarafından duyun-u umumiye olarak kullanılmış. Olası bir saldırı sırasında kullanılmak üzere okulun altından İstanbul'un çeşitli yerlerine tünel kazılmış. Tünellerdeki çökmeler yüzünden artık girilmesine izin verilmiyo. Ama İstanbul Erkek Lisesi'yle bi alakası olan herkes bu tünelleri bilir.
*******************************
İki lise arasında tünel Bunu çoğu kişi bilir aslında: Güya, birbirine çok yakın olan Cağaloğlu Anadolu Lisesi'yle, İstanbul Erkek Lisesi arasında 1. Dünya Savaşı'nda yapılmış bir tünel varmış. Hatta bizim okulun spor salonunda (Cağaloğlu Anadolu Lisesi) kilitli bir kapı vardı. Herkes tünelin girişi burası diyordu. Biz hazırlıktayken girmiştik ama tünel münel yoktu. Gerçi yine de bilemem, aslında bu tünel hikayesinin doğru olma ihtimali oldukça yüksek.
********************************
Var kardeşim var! Eskiden Topkapı Sarayı'nda turist rehberliği yaptım. Bi gün teknik ekip dedikleri gruptan Süleyman amcamız, biz bu tünel geyiğini yaparken, "Gerçekten var onlar" dedi. Sonra da, "Gelin sizi indiriyim de görün" diye ekledi. İndik. Atatürk zamanında kapatılmış, çoğu ördürülmüş, ancak on metre gidiyo. Ama bin tane tünel doluydu sarayın altı ve buz gibiydi. Yaz sıcağında ne güzel serinlemiştik. Daha sonra oralara inip sigara içiyoduk. Hatta bi tanesi taa Haliç kıyısına iniyomuş. Gözümle gördüm, isteyeni de götürürüm.
********************************
İstanbul Erkek Lisesi - Topkapı Sarayı - Kapalıçarşı Ben İstanbul Erkek Lisesi'nde okuyorum. Bizim okul öyle basit görünmesine rağmen gizemli yönleri vardır. Biz bunları bilmiyorduk ama matematik hocamız meraklı bir kadındı bunları bize anlatmıştı. Hatta bodrum kata bile inmiştik. Bodrum katta bir sarnıç vardı. Hoca bize daha alt katların da bulunduğunu ama güvenli olmadığı için indirmediğini söyledi. Sözde bizim okul ile Topkapı ve Kapalıçarşı arasında tüneller varmış bu yollardan oraya kestirme gidilebiliyormuş. Ayrıca binanın zemin katında ilk buhar makinesinin parcaları da var. Bu makinenin bir kısmı da Almanya' daymış ama iki grup bile tam bir makineyi tamamlayamıyormuş. Bizim hoca da üçüncü kısmı arıyordu bulamamıştır herhal
********************************
Hatay'da Suriye'ye tüneller Hatay'da da bu tarzda tüneller vardır. Hatta bu tünellerin kilometrelerce devam edip Suriye'ye çıktığı söylenir. Özellikle 70-80'li yıllarda bu tünelleri uyuşturucu kaçakçıları ve polis tarafından aranan kişiler kullanırmış. Hatta bir tünelin girişi dedemin evinin bahçesindeydi de, kapattırmıştı. Dedem küçükken girermiş bu tünellere. Tünellerde nufus cüzdanları ve konserve tenekeleri falan bulurmuş.
********************************
Fotoğrafları bile vardı Ben de bu konuyu eskiden çıkan ve gizemli olaylarla ilgili olan "Fenomen" dergisinde okumuştum. Dergi bu söylentilere yer veriyordu. Hatta tünellerin girişi olduğu iddia edilen yerlerin fotoğraflarını basmıştı. Aslında bir araştırma yapılsa gerçekten böyle bir şey bulunabilir belki.
********************************
Amerikan Board School'lar birbirine bağlıymış 19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başında kurulan Amerikan Board School'ların arasında da benzeri geçitler mevcutmuş. Şimdiki Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü olan eski Robert College ile bir zamanların Arnavutköy Kız Koleji arasında da bu cinsten bir geçit varmış. Hatta 1992'de orta saha, çimenlik alana dönüştürülmek için kazıldığında tekrar keşfedilmiş ve kapattırılmış. Ben yurtta kalırken çok moda bir söylentiydi bu.
********************************
Boğaziçi'nin tünelleri Boğaziçi Üniversitesi'nin de Güney kampüsünün altında tüneller varmış ve bunların ucu Bebek'e kadar uzanıyormuş. Tüneller, 1. Dünya Savaşı zamanı işgalcilere yardım için kullanılıyormuş.
********************************
Sınav soruları tünelden kaçırılmış Boğaziçi'ndeyken TK dersinde hocamız yeraltı tünelinden ve bunun sığınak olarak yapıldığından bahsetmişti. Hatta bir keresinde kız lisesine sınav sorularını kaçırmışlar. Tünelin girişinin IB'den olduğunu bile söyledi. Baya baya gerçek yani...
********************************
Yerebatan'daki ipucu Diğer tünelleri bilmiyorum ama Yerebatan Sarnıcı'na gidip bakarsanız, sonuna doğru, asma iskelenin sola kıvrıldığı, Medusa kafalarının olduğu bir kısım var. Oraya merdivenlerden iniliyor. Merdivenlere gitmeden soldaki duvarın üzerine bakıldığında ise tavanla birleşmediği farkediliyor. Kimbilir, belki de bu duvar sonradan, tünelle ulaşımı gizlemek için yapılmıştır..
********************************
James Bond bile girdi tünellere James Bond fanları hemen hatırlayacaktır. 007'mizin ikinci filmi "From Russia With Love"da Kapalıçarşı'nın altındaki tünelde acayip aksiyon yaşanıyordu. İngiliz ajanları daha önce Ruslar'ın toplantılar yaptığı odayı izlemek için periskop gibi bir şey koymuşlardı. 007, o periskopa ulaşmak için yeraltı tünellerinden kayıkla falan uzun bir yol katediyordu. Yani Kapalıçarşı'dan Beyoğlu'na uzun (!) bir yol.
********************************
Bozcaada'da da var Bozcaada'ya ufakken gittiğimde görmüştüm. Bozcaadalı olanlar daha iyi bilir, adadaki kalenin giriş kapısının yan taraflarında tünel başlangıcı tarzı bir giriş vardı. Beni oraya götüren arkadaşlar, "Bu tünel gizli bi şekilde Çanakkale'ye bağlanıyor" demişti. Hatta bu tünele giren bi çocuğun delirdiğini anlatmışlardı. Bana hala saçma gibi geliyor ama bir yandan da insanın içine bir kurt düşmüyor değil.
********************************
İtalyan Kız Orta'nın da altında var Ortaokul ve lise yıllarımızda en çok konuşulan konulardan biri İstanbul'un altındaki tünellerdi. Çünkü bu tünellerin bir tanesi bizim okulun altındakiyle birleşiyordu. Hatta Galatasaray Lisesi'nin de altında bir tünel vardı. Ve hepsi birbirine bağlıydı. Soyunma odamızın hemen yanındaki kilitli kapı, ardında ne olduğunu merak ettiğimizden en ilgi çekici yerdi bizim için. Kapının aralığından bakınca derine doğru inen karanlık merdivenler görünürdü. Tünele giriş buradandı! Kapıyı hiç açık bulamadığımız için tünellere girmeyi deneyemedik. Hala içimde kalmıştır, o merdivenlerin sonu nereye gidiyordu?
********************************
Robert'te tünel olabilir mi? Robert Koleji'ndeki Feyyaz Berker binasının arkasında bir galeri var. Girişi 3-4 metre görünüyor ama ben hep oranın bir tünel olduğunu düşünürdüm. Tarihi bir bina kalıntısı gibi duruyor. Şimdi restore ettiler mi bilmiyorum, ama 90'larda oraya öğrencilerin girmesi yasaktı. Ama Robert'ten Boğaziçi'ne kadar uzanan bir tünel olması çok mantıklı değil, aradaki vadiyi aşabileceklerini sanmıyorum. Zaten öyle bir tünelin marjinal faydası çok yüksek olmaz kanımca. Fakat her iki okuldan da denize inen dehlizler olması muhtemel.
********************************
Dedemin evinin altı da tünel Bu söylentilerin pek çoğu doğru, bir kısmını ben de gördüm. Osmanlı'dan kalma bir kervansaray yıkıntısı olan Yeşildirek Han'ın iç avlusundaki gecekonduların altında bir tünel var. Biliyorum, çünkü o gecekondulardan biri dedeme ait. Bu tünel, Yeşildirek Han'in altından Cağaloğlu İstanbul Erkek Lisesi güzergahını takip ederek, Yerebatan Sarnıcı'na kadar gidiyor.
********************************
Şahmaran Türkan Şoray'ın Şahmaran adlı filmi bu tünellerde geçiyordu. 15 sene öncesine kadar İstanbul Beylikdüzü-Kavaklıköyü mevkiinde böyle bir tünel girişi vardı. Tünel girişi normal bir mağara ağzı gibi olmasına rağmen az içeri girildiğinde birden merdivenlerden içi su ile dolu olan bir galeriye geçiliyordu. O zamanlar içeri cesaret edip giremiyorduk. Şimdi burası apartman bloklarının altında kalmıştır. Benim asıl merak ettiğim ise, İstanbul'la ilgili en ince detaylarına kadar abuk subuk kitaplar yazılmasına rağmen niçin bu tünellerle ilgili bir dökümanın bulunmadığı.
********************************
İtalyan Kız Orta'daki tünelleri bulmuştuk Beş yıl kadar İtalyan Kız Orta Okulu'nda okurken bahsi geçen tünellere benim gibi meraklı arkadaşlarla birlikte girmiştik. Sonu belli olmayan bir yerler bulmuştuk ama karanlık olduğundan kimse ilerleme cesareti gösterememişti.
Not : Alıntıdır. Bir Gece Ansızın Gelebiliriz... Gaoucho Uzaydan Çıplak Gözle Görünebilen Tek Co - Admin
| |