Merhumu nasıl alkışlardınız? Merhumu nasıl alkışlardınız?
Cenazenin kaldırılacağı gün gazetelerde bir ilan yayınlandı ve törene katılmak isteyenlerin “beyaz” veya açık renk giyinmeleri istendi. Gerekçe merhumun yaşarken asık suratlı, karamsar olmayı sevmemesiydi. Birçok kişi bu ayrıntıyı kaçırmadan 1 Ağustos 2006 tarihinde Teşvikiye Camii’nin avlusunu doldurdu. Sarı güllerle donatılmış tabut musalla taşına konulduğunda en ön safta alışılmışın dışında kadınlar sıralandı. Cenaze namazını kılanlar arasında dekolte giyimli, başı açık kadınlar kameralara yansıdı. Bir yandan cami avlusunda sloganlar atılırken diğer tarafta koyu sohbete dalanlar göze çarpıyordu. Gazeteci-yazar Duygu Asena’nın son yolculuğundan yansıyan bu tablo, cenaze törenleri ile ilgili tartışmaları da beraberinde getirdi. Kimileri cenazenin kokteyl havasında geçmesini eleştirdi, kimileri de cami avlusunda sloganların atılmasını. İşadamı, gazeteci, sanatçı, yazar birçok kişinin cenazesi alışık olmadığımız görüntülere sahne oluyor. Sloganlar, alkışlar ve görünme çabası modern cenaze törenleri hakkında yeni sorulara davetiye çıkarıyor.
Gösteri toplumunun cenaze ritüelleri:
Toprağı bol, alkışı gani olsun
Tanınan veya nüfuzlu isimlerin cenazeleri yüzlerce insanı cami avlusunda topluyor. Merhumu tanıyan, ona karşı son vazifesini yerine getirmek için cenaze merasimine katılanlar kadar orada olduğunu göstermek adına cami avlusunda bulunanlar da yok değil. Elbette ki, kimin cenazeye hangi niyetlerle gittiğini ayırmak mümkün değil. Fakat her şeyin ‘görünmek’ üzerine kurulu olduğu günümüzde varlığını kanıtlama çabasında olanlar hiç de azımsanmayacak sayıda. Tabii bunda medyanın “vefa/vefasızlık” söylemi üzerinden haberler vermesi de önemli bir etken. Artık cenazelere katılmak birçok tanınan isim için “kişisel” görevden “kamusal” göreve dönüşmüş durumda. Cenazeler tıpkı düğünler gibi eskiden beri sosyalleşmenin bir adresiydi. Fakat insanlar cami avlusunda bir araya geldiklerinde sohbet ortamı oluşmaz ve bir sessizlik hâkim olurdu. Şimdilerde ise sessizlik ve huşunun yerini uzun süredir görülmeyen dostlar ile yapılan sohbetler ve kucaklaşmalar aldı. Tabii etrafta bulunan kameralara da çaktırmadan görüntü vermekten de kaçınılmıyor. Bunda cenaze törenlerinin de medyada magazin mantığı ile verilmesinin payı yok değil. Sosyolog Doç. Dr. Arus Yumul, medyanın hayatın her alanını görünür kıldığı dünyada cenaze törenlerinin de kendine düşen payı almasının normal olduğunu düşünüyor. Durum böyle olunca birçok cenaze töreninden TV’lere yansıyan görüntülerde orada olan ve vefasını sergileyen ünlülerle karşılaşıyoruz. Diğer taraftan birçok tanınan ismi bir araya getiren bu cenazelerde normal vatandaşlar da orada olduğunu göstermek için farklı arayışlar içine giriyor. Bu kişiler orada bulunduğunu ve birçok ünlü isimle cami avlusunda yan yana durduğunu haber ya da magazin programlarında gösteremiyor; ama cep telefonları ile bu anı görüntülemekten geri durmuyor. Sakıp Sabancı’nın Fatih Camii’ndeki cenaze töreni sırasında taziyeleri kabul eden ailenin yanına giden bir kadının Vuslat Doğan Sabancı ve Ali Sabancı’nın yanında durup “Bir fotoğraf çektirebilir miyiz?” deyip cep telefonunu çıkarması ‘Bu kadarına da pes yani!’ dedirten bir hadiseydi.
Örflerden, dinî ritüellerden uzaklaşılıyor mu?
Diğer taraftan özellikle ünlü isimlerin cenaze törenleri farkında olarak veya olmayarak bazen dinî ritüellerin dışına çıkan eylemlere sahne oluyor. Alışılagelmiş örfler de boyut değiştiriyor. Tekbirler ile uğurlanan cenazeler uzun süredir yerini alkışlarla uğurlananlara bıraktı. Gazeteci Zeki Coşkun toplumda tanınan birçok ismin cenazesinde artık neredeyse sürekli gerçekleşen bu eylemin daha çok saygıyı onaylama biçimi olduğunu, aksi takdirde bir protestoyu içermediğini ifade ediyor. Barış Manço, Fikret Kızılok, Kemal Sunal, Atilla İlhan, Kazım Koyuncu, Duygu Asena ve daha birçok ismin cenazesinde cami avlusundan mezarlığa kadar alkışlar yükselmişti. Bu durumun gittikçe yaygınlaşması karşısında sanatçı Cem Karaca vasiyetine “Alkış ile değil tekbirle gömülmek istiyorum.” cümlesini eklemişti. Aynı zamanda kişi öldüğü andan mezara girene kadar, hatta kırkıncı günü çıkana kadar Kur’an-ı Kerim okunup arkasından dua edilirdi. Bu da yerini ölen kişinin kimliğine göre farklı organizasyonların yapılmasına bırakıyor. Sanatçı Kazım Koyuncu’nun cenazesinin Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’na konulup şarkılarının hayranları ile birlikte söylenmesi, feminist yazar Duygu Asena’nın ardından cami avlusunda zılgıt çekilmesi, sanatçı Barış Manço’nun ardından günlerce Moda’daki evinin önünde mumlar yakılması buna örnek teşkil ediyor. Cenazeye giden kadınlar genellikle inansın veya inanmasın cami avlusuna girerken başını örter, kapalı kıyafetler giyerdi. Fakat Duygu Asena’nın cenazesinde yoğun bir şekilde görünen ise, artık bu hassasiyete de eskisi kadar dikkat edilmediği. Fotoğraflara yansıyan görüntü, dekoltesi bol kadınların cami avlusunda başı açık, cenaze namazı kılıp, tabutu taşımakta hiçbir sakınca görmedikleri yönündeydi. Arus Yumul tüm bu yaşananları cenaze törenlerinin geleneksel anlamını çoktan yitirmiş olmasıyla yorumluyor. Yumul; “Din görevlilerinin geleneksel otoritelerini yitirmeleri, katılanların gelenekten ziyade bireyselliklerini ön plana çıkartmaları, kullanılan dilin değişmesi, duygulardan arındırılıp daha rasyonelleşmesi gibi gelişmelerle cenaze törenleri geleneksel anlamda ritüel olarak değerlendirilir mi, tartışılır. Bugün dünyada “kendi cenazeni kendin tasarla” türünden kitaplar çıkıyor, nasıl başkalarınınkine benzemeyen, farklı, yaratıcılık barındıran cenaze törenleri tasarlanır, bunlar tartışılıyor. İnsanlara geleneksel ritüelin dışında farklı seçenekler sunuluyor. Törenler etrafında bir endüstri oluşuyor.” diyor.
Her alanda yaşadığımız karmaşa cenazelerimize de fazlası ile sirayet etmiş durumda. Kimi zaman yaşanan manzaralar tam bir arada kalmışlığı gözler önüne seriyor. Kimilerine göre dinî referanslı uygulamalar ile modern uygulamalar arasında bir gel-git yaşanıyor. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu bu durumu ülke insanının karşı karşıya bulunduğu kişilik / şahsiyet problemi olarak değerlendiriyor. Kırbaşoğlu, cenazelerde İslami uygulamaların değiştirilmesini eleştirirken bunun gittikçe derinleşen ciddi sorunlara neden olduğunun altını çiziyor. Ona göre artık din, önüne gelenin konuştuğu bir magazin mevzuu veya bir şamar oğlanı olmaktan kurtarılmalı. Bunun için de herkesten önce bu dine “iman” ettiğini iddia edenler harekete geçip, İslam’a yönelik her türlü olumsuz teşebbüse karşı, her türlü meşru platformda tepkilerini dile getirmeli.
Son yıllarda gittikçe artan ve ünlü isimlerin cenaze törenlerinde daha çok karşılaştığımız bu tablolar maalesef son görevi de hakkıyla yapamadığımızı gösteriyor. Dinî ve örfi hassasiyetlerden uzaklaştıkça cenazelerin de içi boşalıyor. Her şey gösterişe dökülüyor. Cenazede odak nokta ölen kişiden çok sloganlar, cenazeye katılanlar oluyor.
Noksanını Görüp Anlayan Kimse,Kendisini Kemâle erdirmek için Gayret Eder.
Kendisinin Kemâlini İddia Eden,Celal Sahibi Hakk'a Yakınlığa Layık Olamaz.
Mevlâna
|