-Merhaba hanımefendi, ben dün resimli bi pasta ısmarlamıştım, hazır mı?
-İçeride makyajını yapıyor. Sinemaya mı gidecektiniz?
-Nasıl?
-Çilekliymiş, siparişte öyle diyor.
-İki saat sonra oğlumun doğum günü başlayacak.
-Pastayı da davet ediyorsunuz yani.
-Nasıl?
-Çilekli olduğunu demin belirtmiştim. Ama her an kakaoluya dönüşebilir.
-Oyun oynayacak vaktim yok hanımefendi, pastam hazır mı?
-Hemen de sahiplendiniz bakıyorum "pastam" diye. Oysa ki pasta henüz sizin değil beyefendi. Paketi güvenle elinize alıp göğsünüze bastırdığınızda belki sizin olabilir. Ama sonunda bir sürü canavar çocuk onu yiyecek, değil mi? Bu durumda pastanın size ait olduğuna ısrarla inanmak istemeniz, sizin bugüne kadar hiçbir şeyin sahibi olamadığınızı gösteriyor olmasın? Ev kendinizin mi? Sanmam. O kadar acıklı bir kişisiniz ki, Tanrı bilir kediniz evin tapusunu kendi üzerine yaptırıp, imza yerine mürekkepli papisini basmıştır. Doğru, değil mi? Dudaklarınız titreyip gözleriniz dolduğuna göre ben yine haklıyım.
-Pasta... Hazırsa ben alıp gideyim.
-Hazır değil.
-Ama nasıl olur?
-Dün de demiştim kakaolu olsa daha iyi olur diye ama siz çilekte ısrar ettiniz.
-Oğlum çilek seviyor...
-Oğlunuz görünüşe bakılırsa her işi babasına yüklemeyi de seviyor. Kendi doğum günü pastasını ısmarlamak ve almak için sizi buraya gönderiyor. Böyle giderse büyüyünce sizden beter olur. Kendi oğlunun doğum gününde önlüğünü takıp pasta yapmaya girişir, benden söylemesi.
-Ama oğlum daha beş yaşında.
-Beş yaşındaysa çilekten o kadar emin olmayın. Dün çilek severken, bugün aniden kakaolu sevmeye başlamış olabilir. Eve gittiğinizde pastayı kafanıza yiyerek tekrar buraya koşabilirsiniz. Kakaoluyu hazırlasınlar mı? Ağlamayın canım, kakao bol, yaparlar içeride.
-Hanımefendi, ühüü... Ne olur pastayı verin gideyim.
-Pasta yok ki beyefendi.
-Nasıl yok?
-Kakaolu yok. Siz çilekte ısrar etmiştiniz. Ama ben hâlâ kakaolu daha iyi diyorum.
-Ühhüüüüüü...
-Başınızı vitrine vurmayın beyefendi. Zaten pek akıllı sayılmazsınız. Bakın, çilek sevip sevmediği meçhul, beş yaşında bir çocuğunuz da var. Burada yazana göre, çilekli pastanın üzerinde Superman olacakmış.
-Evet!!! Evet? Hazır, di mi? Başından beri şaka yapıyordunuz. Ha

, teşekkür ederim. Nerde pasta?
-Uçmuş.
-Nasıl?
-Çilekli Superman'li.
-Evet?
-Superman'in uçucu özelliğinden haberiniz yok galiba.
-Pasta uçar mı hiç hanımefendi?
-Pastanın çilekli olduğuna inanıyorsunuz da, uçacağına niye inanmıyorsunuz beyefendi?
-Nasıl?
-Saatte yüz mil.
-???
-Ben dün de burda oturuyordum, değil mi beyefendi?
-Evet. Siparişimi almıştınız.
-Vitrinde ne yazıyor?
-Resimli pasta siparişleriniz alınır.
-Herşey açık, değil mi?
-Evet?
-O zaman niye pasta istiyorsunuz?
-Hı?
-İlan belli beyefendi. Resimli pasta siparişleriniz alınır. "Yapılır" demiyor ki?
-Ama? Ne?
-Evet. Biz sadece sipariş alıyoruz beyefendi, yapmıyoruz.
-???
-Harika bir balık taklidi. Bir televizyon kamerası bulup hemen böyle bakın. Belki dizilerden birinde oynayacak balık aranıyordur. Sizi işe alırlar; hayatınız biraz renklenir. Beş yaşındaki oğlunuza çilekli Superman'li pasta yaptırarak bir ömür geçmez değil mi? Tabii çocuk her sene beş yaşında olmıycak. Ama bu, işi tekdüzelikten kurtaran bir ayrıntı değil tabii.
-...
-Sazan balığı mı bu yaptığınız, kefal mi?
-Çilek... Pasta... Doğum günü başlıycak. Ühüüüüü...
-Dün biraz dikkat etseydiniz, siparişinizin alındığı bu defterin pastaneye ait olmadığını da görürdünüz beyefendi. Ayrıca pastane çalışanları hep tek tip giyinmiş gördüğünüz gibi. Ben bu pastanede çalışan birine benziyor muyum beyefendi?
-Ne? Siz... Burada çalışmıyor musunuz? O zaman siparişimi niye aldınız yahu???
-Siparişiniz öyle ortada mı kalsaydı yani beyefendi? Acıdım, aldım.
-Peki siz kimsiniz?
-Aynı sizin gibi, bir pasta siparişi vericisiyim. Ama ben pastayı yeğenim için yaptırıyorum. Yeğenim sekiz yaşında ve manyaktır. Bütün gün sokakta ağaçların dallarını kopartır, kedileri tutuşturmaya çalışır, insanların üstüne çeşitli boy ve ebatlarla nesneler fırlatır. Ben kendisine özel günlerde hediye alır, pasta yaptırırım ama hepsini, iki blok ötemde oturmalarına karşın kuryeyle gönderirim. Pasta da mutlaka çilekli olur.
-Niye kakaolu değil?
-Çünkü kakaolu pastayı yeğenim çok sever beyefendi. Ben de her sene kocaman bir çilekli pasta gönderirim ki, maksat gıcıklık olsun.
-Üzerinde ne var?
-Beyefendiciğim, bu soru genellikle telefonda sorulur.
-Ben pastayı kastederek şeyetmiştim. Benimkinde Superman var ya hani? Yani yok. Olsaydı Superman olacaktı. Sizinkinde ne var?
-Karındeşen Jack.
-Nasıl?
-Karındeşer şekilde. O psikopat junior için aklıma başka bir resim gelmedi.
-Ben size dün siparişle birlikte para da vermiştim?
-Ah, doğru. Paranız Akif Serzenişgil'in hesabına yatırıldı bile. Randevunuz bugün ikide. Bu arada tanışalım. Ben Akif Serzenişgil'in sekreteriyim.
-Akif Serzenişgil de kim? Niye paramı onun hesabına yatırdınız ki? Hem pasta da yok. Eve elim boş gidince karım beni öldürecek.
-İşte Akif Serzenişgil de böyle günler içindir beyefendi. Kendisi dünyaca ünlü bir psikologdur ve randevu almak için insanlar sıraya girmiş birbirini ezmektedir. Ne kadar şanslı olduğunuzun farkında mısınız acaba? Bir saat sonra Akif Bey sizi kabul edecek.
-Ama oğlumun doğum günü var?
-Peki pastası var mı?
-Yok. Size rastlamasaydım olacaktı.
-Anlamında "keşke" barındıran cümlelerle hayat yürümüyor beyefendi. Hep "keşke"ci misinizdir? Akif Bey'e bundan mutlaka bahsedin. O size yardımcı olur.
-Ama ben?
-Eve pastasız gidince karınız sizi öldürmeyecek mi?
-E-evet?
-O zaman siz de gitmeyin beyefendi. Onun yerine sizi baştan yaratacak, hayatınıza yepyeni bir bakış açısı kazandıracak olan Akif Serzenişgil'in muayenehanesine gidin.
-Eve çileksiz ve Superman'siz girersem yaşanacaklar kafamda canlandı da... Haklısınız hanımefendi. Hadi Afif Serzenişgil'e gidelim.
-Ondan önce benim pastayı kuryeye verelim, sonra gideriz. Bu arada muayene parası pasta parasından biraz fazla.
-Önemli değil. Kuryeden sonra bankaya uğrarız.
-Bravo beyefendi. Meğer kafanız çalışıyormuş. Zekanızı çilekli pastaların ardına gizlemeyin.
-Asla! Artık değiştim ben. Kimsenin kölesi değilim! Oh be! Şimdiden hafifledim.
-Aferin beyefendi. Buyrun gidelim.
Not: (Ç)alıntıdır