Bağlanma Sorunu
Ben bensiz yaşarım, sensiz asla
Bebek ikinci yaşından itibaren annesinin duygu ve yaklaşımlarını alarak ayna gibi yansıtmaya başlıyor. Bir süre sonra kendi genleriyle birleştirerek, ruhunu oluşturuyor. Ve budurum tüm hayatına yön veriyor.
Yetişkinlikte yaşadığımız psikolojik sorunların, özellikle de bağlanma ve devamında gelen bağımlılıkla ilgili olumsuzlukların temellerinin, hayatımızın ilk altı ayında atıldığını biliyor muydunuz? Çünkü bağlanma denilen olgu, anne ile bebek arasında ve bebek doğduğu andan itibaren gelişen, üstelik de olması, bebeğin ilerideki ruhsal durumunu çok etkileyen bir durum. Yani insan, hayatının ikinci ayından itibaren kendisine bakan kişiye bağlanıyor ve o kişinin duyguları ile kendi genetik yapısından aktarılan özellikleri birleştiriyor.
Bu ilişkide yaşadığı en ufak sorun ileride hayatında bir takım psikolojik sorunları da beraberinde getiriyor. Kimi zaman çevremizde gördüğümüz bağımlılık sorunu yaşayan insanlar aslında bağımlı annelerin yetişkin çocuklarından başkaları değil. Sevdiği insanları kaybetmektense ölmeyi bile tercih edecek olan bu insanlar, psikiyatrinin acil vakaları olarak da adlandırılıyor çünkü çektikleri acı fiziksel acılardan bile fazla olabiliyor.
Konuya ilişkin olarak konuşan Psikiyatr Doç. Dr. Bengi Semerci, doğduklarında çevreleriyle hiçbir ilişkisi olmayan bebeklerin ikinci aydan itibaren çevresindeki diğer şeyleri fark etmeye başladıklarını ve özellikle de kendisine bakan birinci kişiyi tanıdıklarını belirtiyor. Semerci, Bu anne de olabilir, başkası da olabilir ve bu varlığı kendisinin bir uzantısı gibi algılar diyor. Semerci'ye göre; 6 aylık gelişim dönemi, bebeğin hayatındaki en önemli dönem. Bu dönemde bebeklerin kendilerine yönelik bir duyguları da (sevinmek, gülmek gibi) olmuyor. Kendisine kim bakıyorsa, o bakan kişinin duygularını ayna gibi yansıtıyor. Sonrasında bebek, kendi getirdiği özellikler ve aynaladığı duyguları karıştırarak kendine ilişkin bir ruhsal sistem yaratıyor. İşte bu noktada bebekle anne arasında kurulan ilişki, annenin bebeğin dilinden anlaması çok önemli. Çünkü bebekler kendisine bakan kişinin onun dilinden anlayıp anlamadığını fark ediyor. Semerci, Anne ile bebeğin bağlanma noktasındaki bu ilişki boyutuna 'attachment boyutu' diyoruz. Bu noktada bebek ve anne arasındaki ilişki sağlıklı gelişmezse ileride ruhsal sorunlar oluyor diyor.
Semerci, bağlanmanın gerçekleştiği zamanda, annenin yitirilmesinin ciddi sorunlar yaratacağına dikkat çekiyor ve şunları söylüyor. Anne yoksunluğu bebekte, bebeklik depresyonu yaratır. Beslenme bozukluğu meydana gelir. Ancak, anne geri gelirse, bebek de geri döner. Anne geri gelmezse bu çocuklar depresif olma eğilimine girer. Mesela, yuva çocukları böyledir. Tam tersi olan durumlarda da, mesela anne ve bebek arasında bazen bağlanma sağlanamayabilir. Çünkü anne bebeğin doğumuna, yani anne olmaya hazır değildir, veya ciddi bir ruhsal sorunu vardır ve bebekle ilgilenemez, ayrıca anneye çok karışan olabilir ve şaşkına döner, o zaman anne-bebek arasında bağlanma olmadığı takdirde bunun bebeklerin ruhsal gelişiminde olumsuz etkisi olabilir. Bu bebekler yetişkin olduklarında davranış bozuklukları sergileyebilirler, ilişki kurma sorunları olabilir, sosyal ilişki kurmada sıkıntı yaşarlar, başkalarının onları anlamadığını düşünürler, kendileri de diğer insanları pek anlamaz ve en önemlisi temel güven duygusunu alamadıkları için kendileri dahil kimseye güvenmezler. Ve temel güven duygunuz yoksa, depresyon başta olmak üzere her türlü ruhsal soruna kapı açılıyor. İçe kapanma, çevreden kopma, yanlış ilişkiler kurma gibi sorunlar başlıyor. Kendini yetersiz, beceriksiz görme gibi durumlar gelişiyor. Bu kişiler her türlü yönlendirmeye açık oluyor. Aslında bu çocuklar büyüdüklerinde iki temel farklı eğilim gösteriyor. Bir kısmı ilişki kuramayıp tamamen kendine dönük oluyor, selamı bile zor veren, işini gücünü yapıp giden insanlar haline geliyor. Bir kısmı da çok fazla insanla ve sorgulamadan ilişki kuruyor.
Semerci'ye göre; bağlanmayı başarsa bile bireyselleşmeyi yapamayan çocuklar da bağımlı hale geliyor ki, bu çocuklar anneye çok bağlı, onsuz bir şey yapmak istemeyen çocuklar oluyor. Çünkü bu çocukların anneleri genelde bağımlılık eğilimi gösteren ve çocuklarının bağımlı oluşundan hoşnut olan insanlar. Bireyselleşmelerini yapamayan çocuklar ayrılık kaygısı yaşayan ve anneden ayrılamayan çocuklar.
Erişkinlik dönemi
Psikiyatr Dr. Serdar Serdaroğlu ise bağlanma bozukluğu yaşayan bebeklerin yetişkin olduklarında ne gibi problemler yaşadıklarına değiniyor. Bağlanmanın genel olarak, varlığımızı sürdürebilmek için diğerine ihtiyaç duyduğumuz bir olgu şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bağlanmanın ikili bir iletişim biçimi olduğuna dikkat çeken Serdaroğlu, Bir bebek yaşamak için anneye ihtiyaç duyar ki bu bağlanmadır ve anneyi görünce rahatlar. Diğer taraftan da bağlanmanın karşı kutbu vardır. Burada bakıcı hayatta kalmasını sağladığı kişiye özel duygular besler. Bu da bağlanmanın diğer bir şeklidir. Dolayısıyla bebeklikte yaşamın devamı için duyulan bağlanma ileri de ise aşk olarak karşımıza çıkar. Bebeklik döneminde, bağlanma duygusu olmasaydı, aşk da olmazdı diyor.
Ancak Serdaroğlu'na göre; aşkın bazı şiddetli biçimlerinde bağlanma, tıpkı bebeklik dönemindekine benziyor. Bu durumda ancak sevdiğiniz kişi varsa hayattan zevk alabilir, yaşayabilir olduğunuzu hissediyorsunuz. Yaşamak için öbürünün varlığı gerekir, ancak ondan ilgi görünce yaşar hale gelir insan. O, olmadığı zaman yaşam sürmez ve üstelik bağımlı aşık terk edildiğinde ya da aşık olduğu kişi artık onu istemediğinde ya da öldüğünde, oksijensiz kalacak gibi olur.
Peki ama bu tablo, ne tür bir bebeklik geçiren yetişkinlerde oluyor? Serdaroğlu'nun ve psikiyatr Dr. Armağan Samancı'nın bu konudaki cevapları çok net, İlk baştaki bağlanma süreçleri sağlıklı değilse, çocuk anne tarafından terk edileceği gibi bir duygu yaşamışsa, her sevgi ilişkisinde kaybetme duygusu yaşar. Kendisine mutluluk verecek olan bir şeyi kaybetme endişesi ile içine girer.
Serdaroğlu konunun devamında şunları söylüyor. Çocuğunun bağımlılığına ihtiyaç duyan, çocuğun sevgisinin kendisine ait olmasını isteyen anneler buna neden olur. Bu çocukların, ileriki yaşlarda bağlanma duyguları tetiklenir. İlişkilerinin kötüye gittiği anlarda korkunç bir sıkıntı hissi başlar, anksiyete atakları, intihar ve depresyon riski doğar. Sevdiğinden kopma halinde gerçekten fiziksel acı duyar bu kişiler. Karşısındakini sürekli olarak arayarak rahatsız eder, çünkü onun sesini duymak, her şeye rağmen o kişiyle yaşadığı eski güzel günlerini anımsatır. Bu aramalar sonucunda, eskiden onu rahatlatan ses, artık olumsuz bir şey söylerse istenmediğini hissettikçe sorunlar büyür. Alkol alımı artar, rahatlatıcı maddelere ihtiyaç duyulur. Bazen de kişi, iyi olunan zamanlar aklında kalsın diye karşısındakini öldürebilir bile. Psikiyatrinin acil olduğu durumlardan biri budur. Kişi bu acıyı kesinlikle rahatlatmaz ve kesinlikle terapi gerekir.
Kaynak:Tempo Dergisi
motivasyoncu.com adresinden alıntıdır...