Şakayla Karışık Sadri Alışık Yok canım, siz sinemacıların “Beyaz Perde” dediğine bakmayın. Yakından bakan için beyaz görünse de, biraz uzaktan baktığınızda o perdenin hiç de o kadar beyaz olmadığını görürsünüz. Hele 12 Eylül’le beraber gelen depolitizasyon ve kalite adına herbir şeyin ucuzlayıp dibe vuruşu, sinema perdesini büsbütün karartmıştır.
Bugün sinema adına eli yüzü düzgün üç beş kişiden bahsedebiliyorsak, bunu biraz da bu insanların Eylül sendromundan etkilenmemelerine borçluyuz. Her şeyin ve herkesin elbette derde deva olması gerekmez; ama hiç olmazsa sadra şifa bir tarafının olmasını beklemek de hakkımız. Satırla sudur(kalp) arasında tercihini iyi yapmış olanlar, Türk sinemasında Sadri Alışık ismini hiçbir zaman es geçmezler.
Asıl adı Mehmet Sadrettin’dir. Kendine özgü mimikleri ve vurgularıyla beyaz perdenin külhanbeyidir o. Ayaklarının biri dünyaya bağlı değildir sanki. Bu yüzden “Turist Ömer” lakabı üzerinde çok şık durur. Sadece dur durak bilmeden gezmesinden değil, dünyadaki eğreti duruşundan da başka âlemlerin adamı olduğu hemen anlaşılır. Attila İlhan’ın kız kardeşi Çolpan İlhan’la evli oluşundan mıdır bilinmez, şairlik yönü de vardır. Ölmeden önce şiirlerini “Bir Ömürlük İstanbul” adıyla kitaplaştırmıştır.
Yeni Jenerasyonun Masal Kahramanı
Sadri Alışık’ın sanatsal yönü alışık olmadığımız bir tarafı. Oysa sanat orijinli bir fakülteden mezundur. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Resim bölümünü bitirmiştir. Rol aldığı bütün filmler şimdinin seyircisinde “eski insanlar çok daha iyiymiş” intibaı bırakır. Yeni jenerasyonun gözünde bir masal kahramanı gibidir.
Hızla değer aşınmalarının yaşandığı toplumumuzda, yeri geldiğinde sevdiği insan için her şeyini feda edebilen Küfürbaz Miralay Hayrullah Bey örneği olarak hafızalardaki yerini korur. Bazen de çizgili beyaz gömleği ve kahverengi yeleği ile herkesten gol yiyip kimseye gol atamamış, hep ofsayta düşen, başarısızlığı ve beceriksizliği oranında insanlığı ve temiz kalpliliği artan bir pozitif portre olarak hemen şuracıkta, yanı başımızdadır.
Hep yenilenlerin, hep tongaya düşürülenlerin, daima ters köşeye yatırılanların temsilcisi, yani Ofsayt Osman’dır.
Şapkası Delik, Hayatla Barışık Sadri Alışık
Türk sinema seyircisine göre Sadri Alışık dolu dolu ağlamak, dolu dolu gülmek demektir. O her ikisinin de hakkını layıkıyla vermiştir. Ayağındaki İstanbul da ayağına tam olmayan bir kenttir; onun için ökçesine basar İstanbul’un. Elbisesi eski, şapkası delik fakat hayatla son derece barışıktır. Üzerine hışımla gelen hayat karşısında vaziyetini bozmaz; korku ve endişenin ciddiyetini kundaklar, ölümü şakaya vurur.
Yetmiş yıllık ömrünün yaklaşık elli yılını sinemada geçiren Sadri Alışık, beş yüzün üzerinde filmde rol aldı. Hemen hemen bütün filmlerinde ortak vurgu, değişen zamana karşın değişmeyen bir şeylerin var olması gerçeğidir. Dürüstlük, yaşama sevinci ve umut; değişen dünyanın hiç değişmeyen yüzü olmalıdır aktöre göre. İlk oynadığı “Günahsızlar” filminden itibaren hikayeleri unutulsa bile adları bir türlü unutulmayan onlarca film bırakmıştır geriye. “Çakırcalı Mehmet Efe”(1950), “Kendini Kurtaran Şehir”(1951), “Yavuz Sultan Selim Ağlıyor “(1952), “Battal Gazi Geliyor” (1955), Küçük Hanım serisi: “Küçük Hanım Avrupa’da/Küçük Hanım’ın Kısmeti/Küçük Hanım’ın Şoförü” (1962), “Şakayla Karışık” (1965), “Ah Güzel İstanbul” (1966), “Turist Ömer Arabistan’da” (1969), “Kavanoz Dipli Dünya” (1971), “Ben Sana Mecburum” (1976), “Saffet Beni Affet”(1976)...
Hele bir de Ayhan Işık’lı Sadri Alışık filmleri vardır ki, orta yaşı geçmişler için bambaşka bir hicran duygusu yaşatır onlar. Düne, eğilmeden yakından bakmak isteyenler için bu filmlerden daha net gösteren bir ayna yoktur.
Erdemliliğin Fiyakasını Atmayan Usta
Filmlerinde gösterdiği harbilik sanki oynamıyormuş da gerçekten yaşıyormuş havası uyandırır izleyenlerde. Erdemliliğin fiyakasını atmadığı gibi yanlış işlerin de üzerine yatmaz.
Kuvveti zorbalık ve kavgada değil sevgide kullanır. Yakışıklıdır ama bunun farkında değildir. Sesinin güzelliği de öyle... Filmlerinin birinde “Seni Unutmak İçin Sevmedim” şarkısını öyle bir söyler ki, çok geçmez, seyircinin de iteklemesiyle soluğu sahnede alır. Bu, onun çok da umurunda değildir aslında. Umurunda olan şey ân’ı coşkuyla yaşamaktır sadece. Dünyaya ateş almaya gelmiş gibi bir hâli olsa da acelesi olduğunu belli etmez. Yaşamaktan ve yaşlanmaktan son derece memnundur.
Onu ve filmlerini çok seven biri anlatmıştı. Sadri Alışık ömrünün son yıllarına doğru bir trafik kazası geçirmiş. Estetik cerrahı doktor, aktörün sağını solunu tamir ederken; ‘Sadri bey’ der, ‘Hazır elimiz değmişken şu yüzünüzdeki kırışıklıkları da alsaydık.’ “N’apıyorsun doktor!” der Sadri baba,”Ben onlara ömrümü verdim!” Biz de Sadri Alışık’ın yaşarken yaptığı hata ve yanlışlıkları onun yüzündeki kırışıklıkların bir devamı sayalım ve gözlerinin içinde parıldayan hayata kulak kesilelim. İşte odamıza yayılan bahçenin soluğu:
“benim mezarım
deniz kenarında olmalı
kıyı kıyı yosun bitmeli
yeller esmeli sular akmalı
kuşlar değil
balıklar su içmeli mermer taşımdan
başımda düşümde hep bir deniz
düüt düüt şirket vapurları
yandan çarklı pervanesiz
benim bütün mirasım
İstanbul olmalı
Kabristanımsa deniz
deniz kenarında olmalı”
HÜSEYİN AKIN
|