H.ZİYA’NIN HİKAYECİLİĞİ
H.Ziya hikayecilik sahasında da kuvvetli, çeşitli ve daha geniş kitlelere hitap edebilecek eserler vermiştir.Bilhassa küçük hikaye sahasında romanlarında çok eser vermiştir.
H.Ziya bu hikayelerinde istanbul hayatı kadar izmir hayatıda aksettirmeğe muvaffak olmuş, yer yer Anadolu hayatına da nüfus etmeğe çalışmıştır.Bu hikayelerin mevzu ve kahramanlarını yalnız salonlarda değil halk içinden küçük memur hayatından, sokaklardan, hayatta köy hayatından (Ali’nin Arabası) seçmek suretiyle milli ve mahalli hikayecilik adına önemli adımlar atmıştır.Dildoş Dadı, Altın Nine, Raife Malla gibi hikayelerinde İstanbul ve İzmirdeki aile ve mahalle hayatının keskin çizgili karakterleri vardır.Mesela Keklik İsmail tipik bir İzmir delikanlısı tipidir.Kar yağarken adlı hikayesinde ise İstanbul sokak çocuklarının canlı ve hain hikayesi görülür.Ali’nin Ararbası yine köy ve köylü hayatının hain ve canlı bir macerasıdır.
Hikayelerin’in bir kısmında romanlarının aksine halkın yaşayış ve adetlerini anlatmıştır.Hikayelerindeki konuların bir kısmını ise doğrudan doğruya kendi hayatından almıştır.Bir kısım hikayeleri ise çevresinde tanıdığı ve gördüğü kimselerden veya vakalardan almıştır.Bir kısım konuları ise doğrudan doğruya hayalidir.Hikayelerinde sosyal, tarihi ve psikolojik konuları işleyen H.Ziya bilhassa psikoloji konuları işlemekte başarılı olmuştur.Aşk, tereddüd, hayal kırıklığı, kıskançlık, şüphe, korku ve sevilmeyen insanların ızdırabı onun hikayelerin’in duygu yönüne teşkil eder.
Hikayelerinin kuruluşu romanların kuruluşuna benzer küçük hikayelerde hayatın sadece bir kısmının ele alınması gerekirken bu hikayeleri bir çoğunda hayat bütün yönleriyle ve hayatın bütününü içine alan özellikleriyle işlenmiştir.Vaka bu hikayelerde pek canlı sayılamıyacak bir tempoda ilerler.
Romanların aksine hikaye kahramanları yerli ve mahalli kahramanlardır.Bu hikayelerden bir iki tanesinin kahramanları ise yabancılardır.Ayrıca anormal, deli gibi bazı maruzi hasta ve sakat kahramanlarıda seçtiği görülür.Hatta bir iki hikayesinin kahramanı kedi köpek gibi hayvanlardır.
H.Ziya hikayelerini romanlarına nazaran daha sade ve tabii canlı bir dille yazmıştır.Bu hikayelere sıcak ve sürükleyici bir özellik vermiştir.Bu hikayeler yaşadığı muhitin, tanıdığı insanların, gezip gördüğü yerlerin canlı tablolarını veren realist birer karekter gösterdiği gibi yazarın kendi hayatını,şahsiyetini hislerini ifade eden tarafıylada romantik bir karakter gösterir.Onun hikayelerinde Bourget, Alphonse Daudet ve Goncourt kardeşlerin tesirleri vardır.
HİKAYELERİ
A-Uzun Hikayeleri
1-Bir muhtıranın son yaprakları
2-Bir izdivacın Tarihi Muazakası
3-Bumuy du?
4-Heyhat
B-Küçük Hikayeleri
1-Küçük Fıkralar III.C 2.Nakil IV.Cilt
3-Solgun Demetler 4.Kadın Pençesi 5.Bir Yazın Tarihi
6-Aşka Dair 7-Şiiri Hayal 8-Sepette Bulunmuş 9-Bir Hikaye-i sevda
10-İzmir Hikayeleri 11-Hepsinden Acı 12-Onu Beklerken 13-İhtiyar Dost
MENSUR ŞİİRLERİ
H.Ziya mensur şiirleriyle de Türk nesrinde yeni ve Avrupai bir hamle yapmak istemiştir.Onda nesirle şiir söylemek arzusu Baudlaire’nun “Küçük Mensur şiirler”ini sonra başlamıştır.Ancak onun bu küçük mensur şiirleri birer deneme olmaktan ileri gitmemiştir.H.Ziya mensur şiirlerini oldukça alafranga bir insanla ve gençlik çağında hizmet gazetesinde neşretmiştir.Bunlar uslüp bakımından naziklerdir hayallerini, ümitlerini, heyecanlarını, hayal kırıklıklarını dokunaklı bir dille anlatmıştır.Mensur şiirlerini “Mezardan Sesler” ve “Mensur Şiirler” adlı kitaplarda toplamıştır.
ROMANLARI
1-SEFİLE: İzmirdeyken yazdığı ve “Hizmet” gazetesinde nesir edilmiş bulunan romandır.Kitap halinde yayınlanmamış olup roman tekniğini bulamamış olan bir eseridir.Aşk konusu etrafında gelişen seven iki kalpten birinin bir diğeri için yaptığı fedakarlık işlenmiştir.Devre hakim olan Recaizade Ekrem mekankolisine uygunluk gösteren bir eserdir.
Nedime Romancının Kısa Özeti:
Şevket Bey Doğum dan sonra ölen karısı Naime-Bunlardan olan çocukları Nemide-Şevket Bey’in Avrupaya gittikten sonra Naimeye Osman Bey bakar.Nail Şevket Beyin kardeşinin oğlu Nail Nemideyi sever-Bu esnadan teyzenin oğlu Nahid’de Şevket Beyin yanına gelir.-Nemide-Nahidi sever-Şevket Bey’se Nail’le Nemidenin evlenmesini ister.Nemide’nin toplantı sırasında Nail’le olan yüzüğü Nahide vermesi –sandal safasına çıkanlar başlarına kaza geçer.Islanan Nemide vereme kapılıp ölür.Nail ve Nahid onu unutamazlar.
2-NEMİDE:
Aşk konusu etrafında gelişen romanıdır.Bu romanında da roman tekniğine tam olarak ulaşamamıştır.Fedakarlık konusu işlenmiştir.
3-BİR ÖLÜNÜN DEFTERİ:
İzmirde yazdığı romanlarından dır.Bu romanıda gerek hikaye gerekse roman tekniğine pek fazla uygunluk göstermemektedir.Bu romanın kahramanı olan vecdi tipi daha sonra yerini Ferdi ve Şğrekasında İsmail Tayfuna, Mat ve Siyahda ise Ahmet Cemil’e terk edecektir.Roman 1878 yılının (savaşının) getirdiği acı olaylarada yer verir.
Vecdi yatılı okula verilir.Okulda Hüsamla tanışır.Vecdi Hüsamla sıksık halası gile giderler.-Vecdi ilerde doktor-Hüsamsa gğçlğ bir şair olmak ister.Halasının kızı Nigarla Hüsam arasında önceden yüzeyde olan bir sevgi vardır-Vecdi okulu bitirir Avrupaya gider-Hüsam okulu bitirir bir gazetede şairliğe başlar Hüsam uzakta olan annesini görmeğe memleketine gider.Halası Nigarı Vecdiye vermek ister-Konuyu Hüsama açan Vecdi ondan büyük fayda görür-Bu arada Nigar gazetede çıkan bir şiirinden dolayı Hüsamı sevdiğini vecdiye anlatır.Nigar onu sevmediğini kendine söyler-Vecdi bundan çok üzülür çıkan Rus harbine katılır.Savaşta kolunu kaybeder.Geri döner.Nigar halasından Hüsama ister.Çamlıcadaki evine dönünce tutulduğu yağmurda hastalanır.Gönderdiği mektupla Hüsamın Nigarı almasını ister.Sonunda Hüsam-Nigar evlenirler ancak Vecdi devalı hatırlanır.
4-FERDİ VE ŞÜREKASI:
Bir aşk konusu etrafında gezilmiş olan ve romancılığının gelişmesinde bir merhale teşkil eden romandır.Eserde yer yer ha

hayatın izlerine rastlanır.Ticaretle uğraşan bir ailenin çocoğu olan H.Ziya bu yüzden Ticaret ve Ticarethane ile ilgili olayları anlatırken realist hareket etmiştir.Romanda Müşahedeye dayanan unsurlar vardır.Tahliller derin değildir.
“Bu ronamda da fedakarlık ve aile içi aşk işlenmiştir.Abdulgaffur Efendi-Ferdi ve şürekası (ortakları) adlı ticaret hanede görevli namuslu bir insandır.A.Gafur bir gün eve dönerken sokakta ağlayan bir kız çocuğu bulur.Bu annesinin terk ettiği senihadır.Evin hanımında Semihayı sevmiş ve evin çocuğu olan İsmail Tayfur da ondan hoşlanmıştır.İsmail T. Özel dersler alır ancak yatılı okulda bulunduğu sırada babası ölür.İsmail daha okumak istersede bu mümkün olmaz.İsmail Ferdi beyden iş ister oda bunu makul bularak onu katip yapar.Bu arada Ferdi beyin Hacer isminde bir küçük kızı vardır.Bu kız mağazaya gidip gelirken gördüğü İsmail Platonik olarak sever.Ve ona dair bir günlük defter tutar.Bir gün bu defter Ferdi beyin eline geçer-Tek kızının mutlu olmasına uğraşan Ferdi bey İsmail Tayfura yıllık kazancın bir kısmını vereceğini söyler.Bunun nedenini araştıran İsmail arkadaşı Hasan Tahsinden amacı öğrenir.Oysa o buna kabul olmaz çünli evdeki Senihayı sever.Hasan onu fikirlerinde direnmemesinin doğru olmayacağını söyler-Geçim sıkıntısı çeken İsmail’in ailesi (annesi) bu durumu Hacerin dadısı Melekzattan duyar ve bu evliliğin gerçekleşmesi için Semihadan yardım ister-Senihada büyük bir fedakarlık göstererek İsmail Tayfur’a Hacerle evlenmesini söyler-Evlilik gerçekleştiği gün Hacer İsmail’in kendine bakışıyla Semihaya bakışının çok farklı olduğunu görür.Bu durum daha sonraki günlerde büyür-Hacer bir gün Senihayla-İsmailin kendi hakkında konuştukalrını görür.İsmailin kendini sevmediğini duyunca hırsla geri dönüp perdeleri ateşe verir kapıyı kilitler.İsmail bu ateşten Haceri kurtardığı sırada akli dengesini yitirir.Seniha artık deli bir kocaya sahip olmuştu.”
Yukarıda bu eserler H.Ziya’nın İzmirde yazdığı eserlerdir.
5-KIRIK HAYATLAR:
Halid Ziyanın en beğendiği romandır.Çeşitli sosyal düzensizlikler sonucu kırık kırık olan kahramanlar eserin asıl kahramanının etrafında elemleriyle Felaketleriyle sıralanmış durumdadırlar.Roman konu bakımından oldukça karışıktır.Eserin ana mezuu ailedir.Ancak Aşk-ı memnu daki gibi tek bir aile değil bir çok aile ele alınmıştır.
Kırık Hayatlar bir tahlil ve tasvir romanıdır.Yalnız buradaki tahlil Psikolojik bir tahlil olmaktan ziyade bütün bir hayatın tahlilidir.Ruhdan fazla hayat ve hareket tahlilleri ön plandadır.Eser dil ve uslüp yönünden sadedir.Garip sergüzeyştler, şiddetli vakalar yoktur.Kahramanların çoğu orta ve yoksul tabakadan alınmış insanlardır.Günlük hayatın tabii bir heyecanı içerisinde geçer.Bir töre romanı özelliğine romanı özelliğini gösterir.Romanda yer yer Aşk-ı Memnudaki Melih bey ve takımına benzer.Alafranga aileler yer almaktadır.
“Bu romanda romanın başkahramanı olan Ömer Behiç yoksul bir aileden gelimiş bin bir güçlükle Tıbbiyeyi bitirmiş ve Vecdide ile evlenmiştir.Kocasına büyük sevgi gösteren Vecdide kocanın mesleğinden dolayı karşılaştığı büyük ialelerin bu mutluluğu yıpratamayacağını anlar.Bu görüşünede nitekim bir müddet sonra görür.Ömer Behiç’in arkadaşı olan Bekir Servet süfli bir hayat sürmekte ve bu hayatı ömer’ede benimsetmeğe çalışırsada ömer bunu kabul etmez.Nitekim bir müddet sonra Bekir Servet o civarda Fırdeus hanıma benzeyen Sahire hanımla tanışır.
Aslında Sahirenin iki kızı Neyyir-bunlar annelerinin aşk hayatını dinleyerek büyümüştür.Bir müddet sonra Sahire hanımın hastalığına giden Ömer Behiç’e Neyyir delice kapılır.Bekir Servetinde tavassutuyla bu ikisi arasında büyük bir sevgi doğar.Artık Ömer Behiş evine gitmemekte Neyyirle bir terzide buluşur.Bu durum Ömerin hayatını çok etkiler kızıda ölünce tekrar evine sarılmak gerektiğini düşünürsede Neyyir’i terk edemez.Bu arada Neyyirde mısırlı biriyle evlenir ve mısıra gider.Ömer Behiç bir müddet sonra Neyyir’in sevgisini içinden atamayacağını anlar ve ona gitmek için evinden çıkar.O dalgınlıkla kızının mezarına geldiği görülür.”
6-NESL-İ AHİR:
Halid Ziyanın son romanıdır.II.Meşrutiyetin ilanından sonra sabah gazetesinde neşr edilmiş kitap halinde yayınlanmamıştır.Bu romanında İstibdat idaresine karşı ruhunda isyan taşıyan gençnesli, onların bunalımlarını, siyasi görüş ve faaliyetlerini anlatmak istemiştir.Aşk-ı Memnu ile Kırık Hayatlar karışımı bir plan üzerine kurulmuştur.Ana vakanın temeli ve kişileri Aşk-ı Memnuya benzer.Fransızcadan aktarılan cümle biçimleri ve uykuyapmak-seyranyapmak-mus

yapmak gibi Türkçeye aykırı söyleyişler görülür.
Süleyman Nozhet zengin mirasyedi bir adamdır.Hiçbir işte çalışmamıştır.Tahsilini tamamlamış dış işlerinde bir göreve verilmiştir.Ancak Süleyman bu işinde bulunan arkadaşlarının çeşitli yolsuzluklarına dayanamayıp isyan eder ve işten çıkar.Temiz bir evlenin kızıyla evlenmiş bu evlilikten Azra isminde bir kızı olmuş karısıda bir müddet sonra hastalanarak ölmüştür.Yaptığı evlilikten ve aile hayatından memnun olan Süleyman Nozhet bu arada aile çevrelerinde alımlı ancak biraz yaşlı Suat hanımla tanışırsada ailesinin hatıralarına ve Azraya karşı gösterdiği hassasiyetle Suat hanımdan kaçar ve Fransaya gider.Yine dönünce Server hanım denen çok cazibeli ancak yaşlı ve suh bir kadınla tanışır yine Server hanım Süleyman Nakafaya almayı başarırsada onunla evlenemez ve bir başkasıyla evlenir.Yine Süleuman beye bu evliliğine rağmen Server hanım yakınlık gösterirsede Sülayman buna razı olmaz.Avrupadan dönerken müzik tahsili gören İrfan beyle gemide tanışır.Bu tanışma ailelerede aks eder.Gelip gidişlerde İrfan Azrayı sever ve ona aşık olur.Ancak Süleyman N. Bu yakınlığı teşhis etmiştir ve irfana kızı ile evlenmesini teklif edince fakir bir ailenin çocuğu olduğundan böyle zengin bir aileye sığıntı olmayı kabullenmeyen İrfan bu evliliğe razı olmaz ve burdan sonra siyasi işlerle uğraşır en sonunda intihar eder.
7-AŞK-I MEMNU:
Halid Ziyanın ustalık devrinde yazdığı bir eseridir.Aşktan başka dertleri olmayan, çalımadan yaşayan, alafranga hayat düşkünü kişilerin, daha doğrusu toplumun bir kesiminin hayatı anlatılır.Eserdeki kişilere bir kıskançlık duygusu hakimdir.Aşk-ı Memnu adeta bir roman cehennemidir.Aşk-kan bağları-iradesizlik-Günah, roman’ın bütün kişilerini birbirine kenetlemiştir.Ölüm-ayrılık bile bu kördüğümü çözmeye kafi gelmemiştir.
Romanın vakası kişiler arasındaki maddi manevi bağlantılarla ustaca örülmüş olup ruh çözümlemeleri vakanın yürüyüşünü hızlandıracak ve karakterlerin gelişmesini sağlayacak ölçüde dengelidir.Vaka çok çabuk gelişir.Bu belkide kahramanların günahlarının yükünü taşıyamıyacak kadar zayıf olmalarındandır.Mat ve Siyah gibi aynı sonuçla biter Ahmet Cemil ile annesi gibi Adnan Beyle Nihal de romanın sonunda bir çöküntü halinde kalırlar.
Mai ve Siyahdaki kunsurlardan kurutulmuş olan H.Ziya toplum gerçeğini roman dışı bir anlatımla değide roman şartları ve roman gerçeği içinde vermiştir.Mat ve Siyahtaki gibi uzun tasvirler yoktur.Tahliller daha kuvvetli, şahıslar daha çok ve canlı, hayaller daha renklidir.Olaylar perde perde genişler, heyecan roman ilerledikçe dahada artıyor.Çevre ve tipler realist bir şekilde tasvir edilmiştir.Tahlillerde aşırılığa kaçılmamıştır.Karı koca arasındaki fazla yaş farkının akrabalar arasındaki uygunsuz münasebetleri ele alan sosyal bir tez mevcuttur.Vaka tamamıyle hayali olup kahramanlar o dönem istanbuldan mevcut olan alafranga aileler içinden seçilmiştir.
Şahıslar:AdnanBey, Bihter, Behlül, Nihal, Firdeus Hanım, Beşir v.s.
8-MAİ VE SİYAH
H.Ziya’nın dolayısıyla S.Fünun neslinin hayat karşısında almış olduğu tavrı, duyuş tarzını, estetik görüşlerini ve üslüplarını aks ettirmesi bakımından önemli bir romandır.Bu romanda belli bir devrin aydın-orta sınıfın hayatı,bu hayatın gösterdiği tezatlar,terbiye ayrılıkları ümitleri, kederleri bir araya toplanmıştır.Roman mabaa, mektup, kitapçı dükkanı ve bab-ı ali arasında geçen bir sanat çevresini anlatır.Şahıslar ancak arkalarındaki perspektifle asıl hayata bağlanmış durumdadırlar.Mai ve Siyahın diğer romanlarından farklı ve üstün olan tarafı lirik bir roman olması ve şiir duygusuna hitap etmesidir.
Mai ve Siyahda nesiller arasındaki çekişme, A.Cemil ile Raci arasındaki Tezat da ortaya konulur.A.Cemil yeniyi, Raci ise eskiyi temsil eder.İkisi arasındaki bu tezat sadece dil, uslüp ve edebiyat sahasında değil bütün yaşayışında kendisini hissettirir.Eski dil, eski uslüp ve eski davranışı temsil eden Raci küçümsenir.A.Cemil ise derin ve yüksek bir idealin kurbanı olarak görülür.Roman hayal perest olan A.Cemil’in hayal kırıklığı ile son bulur.Hayal kırıklığına uğrayan A.Cemil meçhul bir çöl diyarına doğru yola çıkar.
H.Ziya’nın hayal perest A.Cemil’i müdafa ettiği söylenemez.Yazarın A.Cemil vasıtasıyla okuyucuda uyandırdığı duygu hayranlık değil acıma duygusudur.
H.Ziya eserde sık sık hayal hakikat çarpışmasınada yer vermiştir.Mai;Ahmet Cemilin ulaşmak istediği hayalleri, siyah;ise içinde yaşadığı gerçekleri açıklamaktadır.A.Cemilin mai hayalleriyle başlayan roman gerçeklerin bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığı siyah bir gecede “baran-ı durr-i siyah”siyah elmas yağmuru ile son bulur.A.Cemil hülyaları, duyguları ve idealleriyle Mai yani hayalperestdir.Raci ise acı ihtirasları ve davranışları ile siyahı temsil eder.Roman A.Cemil’in Baran-ı elmas (elmas yağmuru) diye isimlendirdiği mai bir gecede gelecekle ilgili güzel hayalleri ile başlar.Romanın ortalarına doğru hakikat yavaş yavaş bütün acılığı ve burukluğu ile kendini hissettirir.Romanın sonunda ise hakikat bütün acılığı ile kendini ortaya koyar.Hülyalarının gerçekleşmemesi üzerine A.Cemil çareyi hülyalarının mezarı olarak gördüğü istanbuldan kaçmakta bulur.Bu cemiyetten kaçma arzusu bütün S.Fünun neslinin başta gelen özelliklerinden dir.
Mai ve Siyahın Halid Ziya A.Cemilin ağzıyla S.Fünuncuların özellikle Fikretin şiirde yapmak istediği yenilikleri sembolik olarak anlatmaya çalışmıştır.A.Cemil ile Fikretin Süha ve Pervin şiirindeki kahramanı Süha arasında, dolayısıyla Fikret arasında büyük bir benzerlik vardır.A.Cemilde tıbkı Fikret gibi yeni yeni parlamakta olan, içinde yeni yazacağı eserle eski şiir geleneği kökünden yıkma arzusu taşıyan genç bir şairdir.Onunda bu gayesine engel olmak isteyenler vardır.Bunların başında eskiyi temsil eden Raci gelir.Raci Muallim Naciye benzemektedir.A.Cemilin attığı her yeni adımı engellemeye çalışan, onu hayallerinden uzaklaştıran Raci dir.Eskiyi temsil eden Raci ile yeniyi temsil eden A.Cemil arasındaki mücadele Racinin amansız bir hastalığa,ölüme mahkum olmasıyla son bulur.Yazar Raci’nin bu akibeti ile eski edebiyatın yeni edebiyat karşısındaki mağlubiyetini anlatmaya çalışmıştır.A.Cemil’in kız kardeşi ikbal ile Fikretin kız kardeşi arasında da bir benzerlik vardır.İkbal’de tıbkı Fikretin kız kardeşi gibi evlilikte aradığı mutluluğu bulamamış, acı dolu hayatı onu ölüme sürüklemiştir.
A.Cemil’de Fikret gibi az okuyan gururlu, alıngan, yanlızlık duygusuna fazla bağlı bir kişidir.Romanda aşka hemen hemen hiç yer verilmemiştir.A.Cemil’in Lamiaya karşı duyduğu sevgi ise sşktan ziyade bir hülyaya benzer.Onun Lamiaya karşı duyduğu sevgiyi, ulaşmak istediğibir hayat tarzı, refah seviyesi, kısacası hülyalarının tabii bir dünyasıdır. “Lamianın bir başkasıyla evlenmesi A.Cemilinde bütün hülyaların sonu olur.”Mai ve siyah bütünüyle realisttir.Ancak A.Cemil romantik bir özellik gösterir.H.Ziya A.Cemili kusursuz bir şekilde tasvir edebilmek kin adeta onu hayatın gerçeklerinden koparmış silik bir şahsiyet haline getirmişdir.
Eserde yazarın bazan A.Cemile doğrudan doğruya hitap etmesinde romantik tesir hissedilir.A.Cemil babasının ölümünden sonra ailenin geçim yükünü sırtına almasın da, özel dersler vermesin de, ücran bir kazaya kaymakam olarak gitmesin de A.Mithat Efendinin “Felatun Beyle Rakım Efendi, romanında izler vardır.Yine A.Cemilin bu özelliğiyle Ferdi ve Şürekasındaki İsmail Tayfurlada benzerlik gösterir.
A.Cemil duygularını renkli hayalleriyle tasvir etmekten hoşlanır.H.Ziya kahramanlarının duygularını anlatırken resim ve musikiden, göze ve kulağa hitap eden, hayaller kullanmaktan hoşlanır.Mai ve Siyahtan resim ve musiki sadece tesbih,
İstiare, kaynağı olarak değil aserin bütününe hakim olan iki büyük yaratma vasıtası olarak görülür.A.Cemil-Camia piyano çalarkende hülyalara dalıyor, zaten roman tepebaşındaki gazinoda A.Cemilin Waldelmfel’in valsini dinlerken kurduğu hayallerle başlıyordu.A.Cemil dinlediği musiki seslerini renkli hayaller haline getirir.
Bunlar hülyalarına uygun mai sesleridir.Romanın sonuna A.Cemil bütün ümitlerini kaybetdikten sonra odasında sobasa şiirlerini yakarken sokaktan geçen kör bir dilencinin söylediği neşideyi işidir.Bu neşide hayallerini gerçekleştirememiş olan A.Cemil’in hülyalarından kaçıp gitmek istediği yolcu çöllerin siyah musikisidir.Resim ve musiki renk ve ses romanın tamamının da dili kullanış tarzına ve tasvire hakim olan iki temel prensiptir.
Mai ve Siyahda çok canlı tasvirler zarif imajlar, sesler arasındaki akıcılık esere lirik bir özellik kazandırıyor.Vakalar ve şahıslar geniş ve çeşitlidir.Bunlar ana mevzu etrafında usta bir şekilde belirtilmiştir.Yine,
Mai ve Siyahda S.Fünunun,santimantalizmin dargınlığı ahlaki özelliğe sanat ve uslüp ihtirasları bir araya toplamıştır.
“Bilseniz şiirin nasıl bir dile muhtaç olduğunu bilseniz.Öyle bir dilki neye benzeteyim bilmem söyleyen bir ruh kadar açık olsun.Bütün kaderlerimizi, düşüncelerimizi, neşelerimizi, kalbin o bin türlü inceliklerini, Fikrin bin çeşit derinliklerini heyecanları öfkeleri anlatabilsin, Bir dilki bizim beraber grubun mahzun renklerine dalsın düşünsün, Bir dilki ruhumuzla beraber bir yasın acısıyla ağlasın...Bir dilki sanki tamamıyla bir insan olsun” diyen A.Cemil bu sözleriyle S.Fünun neslinin dil ve uslup anlayışını müdafaz eder.
Bütün diğer S.Fünuncular gibi A.Cemilde orta tabakaya mensuptur.A.Cemil’in formasyonu (şekilciliği)S.Fünun neslinin formasyonu, titlikleri, heddetleri yine o neslin özelliklerine benzer A.Cemilin okuyucudan uyandırdığı his, hayranlık değil acımasıdır. “İnsan talihiyle beraber doğar bizim talihimiz memnun olmamak ve hayata intibak edememektir.” Diyen A.Cemil bütün S.Fünun nesli gibi yaşadığı devre ve içinde rastladığı topluma uyamayan fazla Fransız tahlili, hayalperest, marazi vasıflara sahip bir gençtir.Onu sadece uslübu değil hayalleride çevresinden ayırır.Onun bir aşk, birde sanat hülyası mevcut olup o bu iki hülya arasında yolunu bulamayan bir sorhoş gibi gidip gelir.Mai hülyalar içinden karanlık bir uçurumun dibine yuvarlanır.A.Cemil “Bir Ölünün defterindeki Vecdi, Ferdi ve şurekasındaki İ.Tayfur gibi alıngan ufakbir engelle karşılaşınca, ümitsizliğe düşen bir insandır.Bütünüyle Fikrete Benzer yine o karşılaştığı güçlükleri tek başına çözemeyen, başkalarının yardımıyla çözmeye çalışan bir kahramandır.
BİBLİYOGRAFYA
1-Agah Sırrı Levend-Edebiyt Tarihi Dersleri İst.1935
2-İ.Habib Sevük-Edebi Yeniliğimiz
3-İ.Habib Sevük-Tanzimattan Beri Edebiyat Tarihi
4-N.Sami Banarlı-Resimli Türk Edebiyatı
5-A.Hamdi Tampınar-Edebiyat üzerine makaleler
6-R.Eşref Ünaydın-Diyorlar ki
7-Cemil Yener-Bir Romancının Donyaşı
8-Bige Ercilasun-Seveti Fünunda Edebi Tenkid
9-Şemseddin Kutlu-Türk Edebiyatı Antolojisi/Tanzimat Dönemi
10-Cevdet Kudret-Hikaye ve Roman
11-M.N.Özün-Türkçede Roman
MEHMET RAUF
1875 yılında İstanbul’da doğan Mehmet RAUF babasının geçim sıkıntısı çekmesinden dolayı pek sağlam bir tahsil yapamamıştır. Mehmet RAUF rüştiyeyi bitirdikten sonra babası onu bahriye mektebine göndermek ister. Çünkü o dönemlerde okul masraflarını devletin ödemesi babası için aranan bir husustu.
O dönemlerde İstanbul’a gelen tiyatrolara babasıyla giderek edebi açıdan kendinde bir şeyler uyandığını hisseder. Bahriye mektebinin yapılan imtihanına istemeye istemeye katılır ve kazanır. Okulu bitirdikten sonra çeşitli yerlerde vazife yapar. İstanbul’da bulunduğu sırada Halit ZİYA’nın Nemide adli romanını ele geçirir. Bu roman onun edebi şahsiyetini geliştirmesinde büyük etki gösterir. 1908’de yazdığı Zambak adlı hikayesinin müstehcen olduğu ileri sürülür ve görevinden alınır. Halit ZİYA ile mektuplaşıp,İstanbul’da çıkan resimli gazetede Rauf Vicdani mahlasıyla çeşitli hikayeler yazıp Servet-i Fünun’a intisap eder. Daha sonra yazılan Edebiyat ve Hukuk adlı makaleden dolayı bu dergini kapatılması onu çok etkiler. 1908 yılından sonra geçim endişesiyle bir çok eser yazar. Bu eserleri yazmadan meydana getirdiği Eylül adlı romanıyla en büyük zirveye ulaşır. Ancak daha sonra yazdığı eserlerde piyasa eserleri durumundadır. Yakalandığı bir hastalık onu ölümüne yani 1931 yılına kadar bırakmaz.
EDEBİ KİŞİLİĞİ
Mehmet RAUF’un edebi kişiliğinin gelişmesinde Fransız realist ve naturalistlerinin olduğu kadar üstadı olarak kabul ettiği Halit ZİYA’nın da tesiri vardır. Onda edebiyat merakı tiyatro eserleri ve Ahmet MİTHAD’ın romanlarını okuyup taklit etmekle başlamıştır. Ancak edebiyatla ciddi olarak uğraşması bahriye mektebine girdikten sonradır. Nemide adlı romanı tatlı bir romantizme kaçan taraflarıyla Mehmet RAUF üzerinde büyük tesir uyandırmıştır. Düşmüş adlı hikayesi bu ilhamın ürünüdür. Roman ve hikayelerinde ki alafranga tipler zaman zaman idealize edilmiş cemiyet hayatı ve ile başlayan cümleler,ahlakın aşktan üstün tutuluşu psikolojik temalara özenti,hasta ve sakat çocuklar onun bu ilk devredeki eserlerinde Halit ZİYA tesirini aksettiren özelliklerdir.
Mehmet RAUF’un ilk devredeki Düşmüş ve Gaskonya Korsanları adlı eserleri muhtevalarındaki entrika ve heyecan yüküyle bir deneme devrine uygun özellikler gösterilir.
Mehmet RAUF’un edebi kişiliğindeki 2.devre Servet-i Fünun topluluğuna intisap ettikten sonraki devredir. Bu devre sanat hayatının zirvesine ulaştığı devresidir.